Zurnachat.Com forum, zurna, chat, sohbet, arkadaş, sesli, canlı, bedava, site  

Go Back   Zurnachat.Com forum, zurna, chat, sohbet, arkadaş, sesli, canlı, bedava, site > Sohbet-i Divan > Toplum -Davraniş-Felsefe

Submit Thread >  Add to Tagza.com: Social Bookmarking site Submit to AddThisTo Submit to Digg Submit to Reddit Submit to Furl Submit to Del.icio.us Submit to Google Submit to Yahoo! This Submit to Technorati Submit to StumbleUpon Submit to Spurl Submit to Netscape  < Submit Thread
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05 Nisan 2010, 12:03   #1 (permalink)
Uzman
 
Katrem Nickli Üyenin Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 29 Mart 2010
Mesajlar: 2.738
Arrow Örf ve Adetlerimiz,Örf ,Adetler,Gelenek,Görenek Nedir?Neler Yapılıyor..

Örf

Örfler çoğu zaman toplumun katı beklentileri olarak nitelenen birtakım örnek tutum ve davranışlardır. Örfler aynı zamanda toplumu herhangi bir değer sisteminin bünyesini oluşturan temel taşlarını da temsil ederler. Bu değerler sistemi toplumsal yapının durumuna göre giderek özel bir hukuk sistemine göre ya da o sistemdeki bir yasa maddesine de gerekçe olur. Örflerin bireyle birey bireyle aile bireyle komşular ve akrabalar bireyle halk ve ulus arasındaki ilişkileri davranışları tutum ve tavırları düzenleyen ve belirleyen işlevleri vardır. Toplumun her üyesini sürekli olarak baskı altında tutan örfler zorlayıcı yaptırıcı ya da yasaklayıcı yaptırımlarıyla bireyin grupla cemaatla ya da toplumla uygunlaşımını sağlarlar. Öte yandan cins yaş sınıf ve mesleklere göre belirlenmiş çeşitli örfler bunlar arasında bağlantıyı koruma kollama pekiştirme ve denetleme işlevleriyle de yüklüdürler. Örflere karşı çıkma kimi toplumlarda yasaya karşı çıkmayla bir tutulur; hatta zaman zaman yasaların da üstünde tutularak katı ve bağışlamasız bir tutumla birey cezalandırılır.

Adetler

Adetler tıpkı örfler gibi birçok sosyal içerikli ilişkiyi düzenlemekte yönetmekte ve denetlemektedirler. Toplumsal yaşamın düzenli gitmesinde kuralların uygulanmasında adetler etkili olmaktadırlar; örneğin karşılama ve uğurlamalar; yemek ve sofra düzenleri; geçiş dönemleriyle ilgili kutlama ve kutsamalar; kız isteme nişanlılık ve evlenme usülleri; cinsler yaş grupları meslek mensupları arasındaki ilişkilerin biçimleri; selamlaşma hatır sorma sırasında uyulması gereken kurallar; bayramlar mevsimler önemli günlerle ilgili davranış biçimleri; 'yas alma' 'baş sağlığı dileme' gibi durumlarda söylenecek sözler takınılacak tavırlar ve tutumlar adetlerin alanına girerler. Adetler çeşitli kökenlerden kaynaklanmış ve biçimlenmişlerdir; bunlar içerisinde geçmiş zamanların yaşama biçimleri dünya görüşleri ilginç rastlantı ve olaylar önemli bir yer tutarlar. Bir toplumda toplumun bütününü ilgilendiren adetler olduğu gibi çeşitli mesleklerin mezheplerin etnik grupların v.b. kendilerine özgü adetleri vardır. Adetlerin pratikteki uygulanışını giderek gelenekleşmesini sağlayan bu konuda bilinçli yada bilinçsiz görev üstlenen yaş ve cins gruplarıyla dinsel liderler dernek yöneticileri oyun grubu başkanları bulunmaktadır. Kimi adetler oldukça durağan ve sürekliyken kimisi de zamanla değişebilen niteliktedir. Adetlerden bir bölümü toplumun büyük değişim çalkantısına ayak uydurarak özlerinde ve biçimlerinde sınırlı değişmelere uyarak benliklerini bir dereceye kadar korurken bir bölümü de tıpkı canlı organizmalar gibi etkinliği ve diriliğini zamanla yitirerek gün gelir ortadan kalkarlar.

Gelenek

Gelenekler geniş anlamıyla bir kuşaktan ötekine geçirilebilen bilgi tasarım boş inanç yaşantı biçimi; daha geniş anlamıyla maddi olmayan kültürdür. Dar anlamda ise kuşaklar boyunca bir toplumun örneğin kutsal yada politik işleri gibi önemli konulardaki görüşlerdir. Gelenekler sözlü ve yazılı olmak üzere iki bölüme ayrılırlar. Tıpkı adetler gibi ama onlardan daha güçlü olarak toplumsal yaşamın düzenlenmesinde ve denetlenmesinde önemli rol oynarlar. Nitelikleri bakımından genellikle tutucu olan gelenekler aile hukuk din ve politika gibi toplumsal kurumlar üzerinde etkilidirler; bilim ve sanat geleneklerin daha az etkisi altındadırlar. Bireyin bağlı bulunduğu grubun yada toplumun geleneklerine karşı çıkması bu karşı çıkışın derecesine göre bireyin toplulukça afarozundan saldırıya uğramasına hor görülmesinden alaya alınmasına kadar genişleyen tepki türlerinde biçimlenir. Geleneklerin tıpkı örfler gibi yasalarla belirlenmiş türleri vardır. Yasa geleneklere ve onlara aykırı davranışlar için verilecek olan cezaları bir ölçüye sokmaya çalışır. Gelenekler genellikle yasalardan çok daha geniş bir alanı yönetirler.

Görenek

Göreneğin örfe adete geleneğe bakarak yaptırım gücü daha zayıftır. Örfteki yapılma zorunluğu adet ve gelenekdeki yapılmalı özelliği görenekteki yapılabilme özelliğini alır. En yalın tanımıyla bir şeyi görüle geldiği gibi yapma alışkanlığı olan görenek öteki sosyal alışkanlık gibi gerekli ve uygun görülenleri kapsar. Ama bunların mutlaka yerine getirilmesini istemez. Öteden beri yapıla gelmekte olan fakat henüz adet durumunu kazanmamış olan bu davranış biçimlerine grubun toplumun gelişmesin uygun yenilikler eklenir. Bunlar süreklilik kazandığı gibi bir süre sonra ortadan kalkabilirler. Görenekler günlük yaşantımızın gerekli gördüğü ilişkilerin düzenlenmesinde bireyler arasındaki sürtüşmeleri azaltmakta toplumsal ilişkilerin kolaylaşmasında belirleyici rol oynarlar. Komşu ziyaretlerinde hasta yoklamalarında alış-verişte ortak taşıtlara inip binmede tanışma ve tanıştırılmalarda nasıl davranılacağını belirleyerek ilişkilerin düzenli gitmesine yardımcı olurlar.
__________________




Hz. PeygambeR’in İfadesiyLe* “HaksızLık Karşısında Susan DiLsiz ŞeyTandıR.”

" G ö n ü l, çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını ne dikene dokun ne gülü incit..."

Her şeyi bilmene gerek yok , Haddini bil yeter !
Katrem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 05 Nisan 2010, 12:07   #2 (permalink)
Uzman
 
Katrem Nickli Üyenin Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 29 Mart 2010
Mesajlar: 2.738
Standart

Dogum Adetleri

Gebelik:
Kadın gebeliği ilk önce uygun bir dille duyurulur. Eşler birlikte kızın
evine giderler. Anne adayı mutlu haberi kendi annesine iletir. Anne de
eşine söyler tüm aile bu mutlu olayı kutlar. Bazı yörelerde horoz kurban
edildiği bile olur. Mutluluk haberini duyan aile kızları ve damatlarına
hediyeler verir. Bebek için giysiler yatak malzemesi gibi hazırlıklar
yapılır. Eltiler görümceler oğlan ve kız annesi gelinin arkadaşları gebe
kadının doğum hazırlıklarına yardımcı olurlar.
Gebe gelinin baş bağlaması:
Gebe kaldığını anlayan gelin durumu kaynanasına bildirir. Durumu öğrenen
kaynana sevinçle bir kasaba gider ve 7 adet koyun kellesi alır. Bunları
yıkar temizler bir kazanda kaynatır. Kelle yemeği olarak hazırlar. Yanına
pilav komposto tatlı vb. de yapar. Mevsim meyvelerini de katarak sofraya
getirir. Gelinin akranı yeni evli gelinleri bu sofraya davet eder. Gelin ve
arkadaşları yemeklerini yer türküler söyler oyunlar oynar.
Geline yakasız köyneğini üç eteklerini kısa enli cepkenini giydirirler.
Giysileri giydirilirken selavat getirirler. Gelinin başı renkli poşularla
bağlanır; poşunun üzerine altından veya gümüşten takılar takılır. Bu poşular
7 renktir. Her rengin ucu birer metre kadar uzunlukta sırttan aşağı
sarkıtılır. Ayrıca bir kırmızı poşu ile de gelinin ağzı örtülür.
Gelin bu sırada konuşmaz. Eşi kaynata ve kaynanası yakınları arkadaşları
baş bağlanmasının arkasından hediyeler (anmalık) verirler. Konuşmasını
isterler. Gebe kalan başı bağlanan gelin artık aile içinde statü
kazanmıştır. Gelinin eteğine çocuk şapkası ve başörtüsü koyarlar. Gelin
eteğiyle bunları 3 kez havalandırır. Etekteki şapkayı kapan konuk
gelinlerden birinin oğlu olacağı başörtüsünü kapanın ise kızı olacağına
inanılır. Bu atış üç kez tekrarlanır. Son atışta şapkayı ve başörtülerini
kapan gelinler bunlara sahip olur. Başı bağlanmış olan gelin artık
konuşmaya başlar.
Gebelikle ilgili ve gebelik süresince uygulamalar:
· Kadın gebeliği süresince al basmasın diye başına al örtü bağlar.
· Gelinin ağırlığı düşmesin diye boynuna altın takılır.
· Nazarı önlemek için ise göz boncuğu ve maşallah gibi takılar
takılır.
· Kadın gebeliği sırasında al yanaklı güzel yüzlü ise oğlan
doğuracak demektir.
· Kadının karnı büyükçe ve yukarıda ise kız doğuracak şeklinde
yorumlanır.
· Aşeren kadın çirkin bulduğu şeylere bakmaz kelle yemez.
Gebe kadın için “kız kasıkta oğlan karında durur” derler. Kız çocuğunun
doğumu sırasında kasık oğlan çocuğunun doğumunda annenin sırtı ağrır.
Aşerme sırasında kadına özlemini duyduğu herşey yedirilir.
· Aşeren kadına sakız çiğnetilmez sevmediği yiyecekler yedirilmez.
· Çirkin bulduğu korktuğu çekindiği şeylere baktırılmaz.
· Tilkiye bakarsa çocuğunun sinsi tavşana bakarsa yarık dudaklı
mandaya bakarsa hantal olacağına inanılır.
· Çirkin bulduğu kadına da erkeğe de bakmaz.
· Gebe kadına çevresindekilerce sürekli iyimser ve neşeli olması
öğütlenir.
Doğum:
Yaşamın başlangıcı olan doğum her toplum gibi Tahtacılarda da çok çok
önemsenir. Duygular yoğunlaşır. Çünkü doğum olağanüstü bir olaydır. Soyun
sürmesi demek olan doğumdan önce; doğum kolay olsun diye:
· Çeşmenin musluğu açılır.
· Oklavalar kırılır.
Her obanın doğuma yardımcı bir ebesi vardır o çağırılır. Komşu-akraba olan
becerikli kadınlar da doğum için çağırılır. Çocuğun giysileri hazırlanır
bir kazan su kaynatılır. Bu su ile doğuma yardımcı tüm kadınlar ellerini
yıkarlar. Gebe kadını sancısı gelsin diye iki kadın kollarından tutar
yürütür. Sonra bir battaniye içine kadını yatırır sallarlar. Bundan amaç
çocuğun karında doğuma hazır duruma gelmesidir. Bu arada kadınlar gebe
kadının kasığını çekerler. Doğum zor oluyorsa tavana bir ip bağlanır kadın
ipten tutunup güç alarak ıkınır rahim avuç içi kadar açılırsa çocuk doğuma
hazır demektir. Ebe kasığa basar yardımcı kadınlar sürekli gebe kadına
moral vererek cesaretlendirir. Doğan erkek çocuk ise sevinç daha fazla olur
Ailenin başka oğulları olsa bile bu sevinç değişmez. Doğumdan sonra çocuğun
eşi düşer düşmezse ebe elini yıkar zeytinyağı ile yağlar göbek bağından
tutarak eşi çıkarır. Çıkarılan eş evin uzağında ayak basmayacak bir yere
gömülür.
__________________




Hz. PeygambeR’in İfadesiyLe* “HaksızLık Karşısında Susan DiLsiz ŞeyTandıR.”

" G ö n ü l, çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını ne dikene dokun ne gülü incit..."

Her şeyi bilmene gerek yok , Haddini bil yeter !
Katrem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 05 Nisan 2010, 12:08   #3 (permalink)
Uzman
 
Katrem Nickli Üyenin Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 29 Mart 2010
Mesajlar: 2.738
Standart

Göbek kesme:
Ebe eliyle çocuğun göbeğiyle eşi arasında bir karışlık boşluk bırakır. Elini
çıkıntılı göbeğin üzerine koyduktan sonra keser. Göbek bağı ikiye katlanır
çok sıkı olarak bağlanır. Sıkı bağlanmazsa bebek ölür. Bir hafta içinde
göbek bağı kuruyarak kendiliğinden düşer.
Çocuk kız ise bir çeyiz sandığına veya dikiş makinesinin çekmecesinde göbek
bağı saklanır. Doğan çocuk erkek ise göbek bağı okulun bahçesine “okusun
adam olsun” dileğiyle gömülür. Kız için ayağı evde olsun evcil olsun
dileğiyle göbek bağı mutlaka evin içinde saklanır.
Doğumdan sonra kadına soğuk su verilmez üşütmesin diye kekik kaynatılır.
Bir gün boyunca çocuğa ılık şekerli su verilir. Bu arada karın bölgesindeki
kan aksın ve kadın göbekli olmasın diye karnı bir çarşafla sıkılır ve
bağlanır. Gebe kadın bu bağ ile birkaç gün kalır. Ağrı olursa arpa unu
soğan kekik un yoğrularak yakı edilir ve karına bağlanır.
İlk anne sütü ayak deyip çiğnenmeyecek bir yere sağılır çocuğa verilmez.
İkinci süt ilk birkaç damlasından sonra çocuğa içirtilir. İlk süt
verilirken memede çatlama olmasın diye soğan kesilir yara üzerine sürülür.
Kadın yatağına çocuğuyla birlikte yatırılır konu-komşu çorba ve pelte
pişirerek kutlamaya gelirler. “Analı-babalı büyüsün” “yaşı uzun olsun”
genellikle ana dilekleridir.
Bebek görümü:
Soyu sürdürmenin belgesi olan bebek doğunca oba köy büyük sevince boğulur.
Hemen bir kişi baba adayına müjdeci gönderilir. Baba müjdeciyi ödüllendirir.
Gücüne göre armağanlar verir.
· Bebeğin yüzü sürekli sarı bir örtü ile “sarılık olmasın” diye
örtülüdür.
· Anne ise albasmasın diye al örtülür.
· Yastığın altında ise bir bıçak ve ekmek bulunur.
Bu albasmaması için bir önlemdir. Baba çocuğu görmeye geldiğinde elinde
eşine görümlük adlı hediyeyi getirir. Çocuğa “maşallah” der öyle bakar aile
büyükleri ve yakınları anneye ve çocuğa görümlükle gelirler. 40’ı çıkmayan
çocuk dışarı çıkarılmaz. Bazen zorda kalınırsa 20’sinde dışarı çıkarılır.
Anne de zorunlu kalmazsa dışarı çıkmaz uzaklara gitmez ağır iş yapmaz
yük kaldırmaz ayrıca 40 günlük süre içerisinde eşiyle yatmaz. Evde anne
yalnız bırakılmaz. Deneyimli bir kadın “görümce kaynana anne” gibi bulunur
Çocuğun beslenmesi temizliği sağlığı ve annenin sağlığıyla bunlar
ilgilenir. Eğer anne bilmiyorsa çocuğu deneyimli kadınlar beler. Kimi yerde
çocuk beşiğe alınır. Beşiğe yatırılan çocuğa kundak yapılmaz bez bağlanmaz.
Beşiğin altında lazımlık bulunur. Buna Isparta ve Antalya yöresinde “sülbüş”
denir.
Kadın çocuğu emzirirken beşikte sarılı bebeğin üzerine eğilir öyle emzirir
çocuk kundaktaysa annenin kucağına verilir.
· 40’lı kadın cenazeye gitmez gitmek zorunda kalırsa cenaze suyunun
üzerinden atlatılır eli-yüzü cenaze suyuyla yıkatılır.
· Başka bir kırklı kadınla karşılaşırsa karşılıklı iğne değişirler.
· 40’ıncı günü bir tasın içine 40 adet küçük taş 40 adet gül veya
mevsim çiçeği atılır. Kimileri 40 taş yerine 40 metal para atarlar. Bu
tastaki suyu süzerler bunu 39’ar kez annenin ve çocuğun üzerine dökerler
40’ıncı su kalan suyun tümüdür bu da dökülür böylece kadın ve çocuk ayrı
ayrı kırklanmış olur.
Çocuğa giysisi giydirilir.Kimi yerleşim birimlerinde anne çocukla birlikte
kırklanır. Şimdilerde kent ve kasabalara yerleşen Tahtacılar kırklı kadın
ve çocuğu hamama götürüyorlar.
· Nazarı değen kadın varsa çocuk ona gösterilmez.
· Kadın görürse bir parça giysisinden bez kesilerek alınır.
Çocuğu olmayan kadına Antalya yöresinde “Kasnak” adı verilir. Sütü olmayan
kadının yerine başka bir kadın çocuğa süt verir buna süt annesi denir.
Nazar değmesin diye nazar boncuğu üzerlik çöre otu sarımsak kökü ile
nazarlık yapılır çocuğun kundağı veya yatağına asılır. Çocuk devamlı
ağlarsa kurşun dökülür. Önceki çocukları kız olanlar oğlan olsun diye
kızlarına Songül Sonnur Yeter Döne Döndü gibi adlar verilir. Yeniden kız
doğarsa Kısmet adı verilir. Çocuğu yaşamayanlar ise Dursun adını verirler.
Ad verme:
Anne-baba çocuğuna adını kendileri koymaz aile büyüklerine bırakırlar.
Oğlan olursa şu kız olursa bu gibi değerlendirmeler yapılır. Genellikle eski
ataların adları yaşatılır. Doğumun yedinci günü çocuk tuzlanır. Tuz yemeği
adı altında köylüye bir yemek verilir. Bu yemeğe yalnız köyün kadınları
çağrılır. Bir yandan çocuk tuzlanır diğer yandan da tespit edilen ad çocuğa
verilir.
Daha önceleri ölmüş ataların adları verilirken şimdi Özlem Özgür Sevgi
Barış Umut Türkü Pınar Irmak Deniz gibi adlar konmaktadır. Eski ve
geleneksel Ali Fatma Veli Gülsüm Emine Zeynep Hasan Hüseyin gibi
isimler daha az konmaktadır.
Köylerde aşerme albasması alkarası kırklama nazar değmesi “gözdeğmesi”
40 basması gibi olgular azalarak da olsa yaşamaktadır. Eğitim oranı
yükseldikçe bu tür olgular yerini yitirmektedir. Günümüzde köy ebelerinin
yerini diplomalı ebeler almışsa da birçok köyde ve ağaç kesimi yapılan
obalarda köy ebesinin doğurttuğu kadın sayısı hayli fazladır
__________________




Hz. PeygambeR’in İfadesiyLe* “HaksızLık Karşısında Susan DiLsiz ŞeyTandıR.”

" G ö n ü l, çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını ne dikene dokun ne gülü incit..."

Her şeyi bilmene gerek yok , Haddini bil yeter !
Katrem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 05 Nisan 2010, 12:10   #4 (permalink)
Uzman
 
Katrem Nickli Üyenin Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 29 Mart 2010
Mesajlar: 2.738
Standart

Sünnet Dügünü

Her ailenin erkek çocuğu sahibi olduktan sonra ilk telaşı çocuklarını sünnet ettirmek kaygısıdır. Bu hal ve kaygı İslami bir adet olarak yaşanmaktadır. Sünnet olacak çocuklar bir hafta önce haberdar edilir ve sünnet olacak çocuklar olarak topluca sünnet olurlar: Sünnet bittikten sonra Hocalardan mevlit ve ilahilerle devam eder ve arkasından toplu pilav ziyafeti verilir. çocuklara hediyeler takılır.
Çankırı'da bulunan köylülerimiz
Çankırı adetlerine göre Düğün Başlangıcı:
Çankırı'da sünnet düğünleri genellikle sonbahar mevsiminde yapılır. Çünkü bu mevsim her aile için bir çok telaşın son bulduğu ve her şeyin bol olduğu bir mevsimdir.
Düğün öncesinde sünnet olacak çocukları için evlerde birer yatak (Karyola veya somya) süslü olarak hazırlanır. Çocuk tek ise tek yatak bir kaç tane ise bir karyolaya üç dört çocuk yatırılır. Ev bir bayram yeri gibi süslenir. Sünnet edilecek çocuk için hazırlanan düğüne matbu olarak yapılmış davetiyeler ile eş dost ve akrabalar çağrılır. Davetlilere pilav ayran asıl olmak üzere ailenin durumuna göre yemek ziyafeti verilir. Yemekten sonra mevlit okutulur ilahiler söylenir. Çocuklar ise alınlarında "maşallah" yazılı ve özel olarak hazırlanmış sünnet elbiseleri giydirilmiş vaziyette arabalarla şehirde gezdirilir. Ki bu hal çocuğu sünnet olmağa iyice alıştırır ısıtır diye kabul edilmektedir.
Sünnet olacak çocuklar evde hazır bulunan sünnetçi önüne getirilince hafızlar tarafından "aşr-ı şerif" okunur fatihalar okunur. Bu esnada çocuk veya çocuklar sünnet edili
__________________




Hz. PeygambeR’in İfadesiyLe* “HaksızLık Karşısında Susan DiLsiz ŞeyTandıR.”

" G ö n ü l, çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını ne dikene dokun ne gülü incit..."

Her şeyi bilmene gerek yok , Haddini bil yeter !
Katrem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 05 Nisan 2010, 12:12   #5 (permalink)
Uzman
 
Katrem Nickli Üyenin Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 29 Mart 2010
Mesajlar: 2.738
Standart

Asker Uğurlama

Askere gidecek delikanlılar bir düğün bir bayram havası içinde askere uğurlanır. Muhtarlar sevk pusulalarının dağıttıktan sonra mahalle ve köylerde gençleri heyecan sarar. Bunlar askere gitmeden önceki son birkaç gününü dinlenerek arkadaşları ile eğlenerek be büyüklerini ziyaret ederek geçirir. Hele son gece sabahlara değin eğlenilir bazı yörelerde askere gidecek delikanlıya kına yakılır. Askerliğe gidecek delikanlıya ısmarlaşırken büyükler tarafından para mendil çorap gibi hediyeler verilir. Aynı istikamete veya birliğe sevk edilen gençler ilçeden dört beş kişilik gruplar halinde ayrılır. Bunlar evden çıkarken anaları peşlerinden su döker. Kalabalık bir grup tarafından bazen davul zurna eşliğinde şehre kadar getirilir ve oyunlar oynanarak otobüslere bindirilir.askere uğurlama sırasında silahlar fişeklerde patlatılır.
__________________




Hz. PeygambeR’in İfadesiyLe* “HaksızLık Karşısında Susan DiLsiz ŞeyTandıR.”

" G ö n ü l, çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını ne dikene dokun ne gülü incit..."

Her şeyi bilmene gerek yok , Haddini bil yeter !
Katrem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 05 Nisan 2010, 12:14   #6 (permalink)
Uzman
 
Katrem Nickli Üyenin Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 29 Mart 2010
Mesajlar: 2.738
Standart

hıdırellez geleneği

Hıdrellez gelenekleri 6 Mayıs günü bütün yurtta olduğu gibi ilimizde de kutlanmaktadır. Ancak ilçeler arasında bazı değişikliklerde görülmektedir. Bolu'nun her ilçesinde piknikte salıncağa binme adeti görülür böylece günahların atılacağına inanılır. Ortak bir diğer özellik sütü mayalamadan bırakmaktır. Hızır'ın geleceği ve süte dokunarak mayalanacağı düşünülmektedir. Seben ilçesinde mayasız süt yoğurt olursa bir sene boyunca o yoğurttan yoğurt mayalanır. Göynük'te süt yoğurt olursa bu yoğurttan birer parmak alınarak diğer yiyeceklere de sürülür. Seben de hıdrellez dini bir gün gibi nitelendirilmektedir.

Temizliğe özen gösterilir. Kekik bitkisinin hıdrellezden sonraki günlerde toplanırsa şifalı olacağına inanılır. Genelde kutlamalar için suyun ve yeşilliğin bol olduğu bir yer tercih edilir. Mengen ilçesinde hıdrellezin bir gün öncesi akşam herhangi bir gül ağacının dibine küp gömülmekte ve sabah manilerle açılmaktadır. O gün hiç bir tarla bahçe işi yapılmaz. Ev isteyenler evlerinin bahçesine ev bebek isteyenler bezden bebek yaparlar. Ateş yakılıp üstünden atlanır.Gerede'de davul çalınarak Esentepe'ye gidilir herkesten odun toplanıp ateş yakılır yemekler pişirilip hep birlikte eğlenilir.

Kız çocukların saçları örülür. Genç kızlar ısırgan otu koparıp bekletirler eğer ot solarsa sevdiklerine kavuşamayacaklarına inanırlar. Yeşil soğanlardan iki tane alıp birine yeşil diğerine kırmızı kurdele bağlanır. Yeşil kurdele ile bağlı soğan bir iki gün içinde uzarsa sefa sürüleceğine kırmızı kurdeleli soğan uzarsa cefa çekileceğine inanılır. Kısmeti çıkmamış kızlar için çarşıdan hiç kullanılmamış bir kilit alınır hıdrellez günü o kişinin başının üzerinde kilit üç defa açılıp kapatılır üçüncüde açık bırakılır.
Yedi çeşit ot veya çiçek toplanıp kaynatılır suyu ile yıkanıldığında şifalı olacağı düşünülür. Kız çocukları ip üzerine oturtulup saçları taranır uçları kesilerek ısırgan otu veya asma kökünün dibine gömülür. Mudurnu'da kırmızı gülün dibine kırmızı bezle bağlı para koyulur ve o para bir sene harcanmadan cepte taşınır.Göynük Gürcüler Çayırı Bey bahçesi Hıdrellez eğlenceleri için seçilmiştir. O gün dilek dilenir sabah ezanında kağıda yazılıp akan bir suya atılır. Giderken de gelirken de kimseyle konuşulmaz kağıt akıp giderse dileğin gerçekleşeceğine inanılmaktadır. Hıdrellez günü yılan gelir düşüncesiyle evlere odun getirilmez. Aynı gün dikilen fasulyeler kurtlu olur. Hıdrellez çorbası olarak keşkek pişirilir.

Hıdrellez günü yabancı bir insan görülürse misafir edilir. Isırgan otu kaynatılıp içilir veya yemeği yapılır. S harfi ile başlayan süt sarımsak soğan simit sucuk salça sütlaç salatalık vs. yenilir. Bolu'da üç yol çatağına genç kızlar evlenmek için taş taş üstüne koyarak dilek tutarlar. Ağaç kaşıklar ateşe atılır eğer yanmayan kaşık varsa Hızırın uğradığına işarettir. O gün ambarlar kapılar açık bırakılır. Hıdrellez günü ikindi namazından sonra iki rekat namaz kılınıp kıbleye karşı durup niyet edilir. Sabah pencere açılıp; Sabah hayırı bizim olsun Anam babam cennetlik olsun Ya Allah ya kerim Allah Ya Allah kısmet yolla Ya Allah rızk yolla Ya Allah eletip ***ürüp Cehennemde yakma Ya Allah yüzümüzün karasına bakma diye dua edilir.
__________________




Hz. PeygambeR’in İfadesiyLe* “HaksızLık Karşısında Susan DiLsiz ŞeyTandıR.”

" G ö n ü l, çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını ne dikene dokun ne gülü incit..."

Her şeyi bilmene gerek yok , Haddini bil yeter !
Katrem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 05 Nisan 2010, 12:15   #7 (permalink)
Uzman
 
Katrem Nickli Üyenin Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 29 Mart 2010
Mesajlar: 2.738
Standart

nevruz gelenekleri

Kültür Bakanlığı 1991 yılında geleneksel değerlerimizi canlandırarak yaşatmak amacıyla 21 Mart tarihinin Nevruz Bayramı olarak kutlanmasını uygun görmüştür. Bu tarihten itibaren valiliklerin ve yerel yönetimlerin katkılarıyla her yıl yurt genelinde 21 Mart Nevruz günü olarak kutlanmaktadır. Bayramlar her millette görülen ve toplumun fertleri tarafından benimsenen ortak adetlerdendir.

Bütün bayramların dini veya milli bir inanıştan ortak bir hatıradan tabiattan veya geleneklerden doğduğu bilinmektedir. Özellikle yeni yıl yeni gün yılbaşı gibi adlarla ifade olunan bahar bayramları Türkler arasında coşkuyla kutlanıla gelmiştir. Nevruz geleneği uygulamada bazı farklılıklar olmakla birlikte tüm Türk topluluklarında geleneksel bir niteliktedir. Nevruz Farsça bir kelime olup "Yeni Gün" anlamını taşımaktadır. Orta Anadolu'da bugün "mart dokuzu" diye adlandırmaktadır. Nevruz gece ile gündüzün eşit olduğu miladi 22 Mart Rumi 9 Mart gününe rastlamaktadır. Ergenekon destanına göre bugün istiklalin kazanıldığı gündür. Anadoluda "Sultan-ı Nevruz" "Nevruz Sultan" Mart dokuzu" ve "Mart Bozumu" gibi adlarla bilinen nevruz gelenekleriyle bütün Türk toplumu içerisinde yaşamaya devam etmektedir.

Bazı topluluklarda ise bugün Hz. Ali'nin doğum günü olarak bilinmektedir. Yöremizde baharın gelişini kutlamak amacıyla halk gruplar halinde mesire yerlerine giderler. Bugün aynı zamanda türbeler ziyaret edilir dilekler tutulur. Kırlarda çeşitli eğlenceler düzenlenir. Maniler söylenir niyet çekilir baharın ilk çiçekleri toplanır. Sabah erken kalkılır nevruzun ilk suyu ile yıkanmak geleneği vardır ve bugün özenle giyinilir. Soğan kabuğu ile boyanmış yumurtalar pişirilip yenilerek bolluk ve bereket dileklerinde bulunulur. Yüksek bir tepeye ateş yakılarak baharın geldiği müjdelenir. Mudurnu ilçesinde nevruz "hep cennet" Göynük ilçesinde "Mart dokuzu" "beddam" gibi isimlerle anılmaktadır.
__________________




Hz. PeygambeR’in İfadesiyLe* “HaksızLık Karşısında Susan DiLsiz ŞeyTandıR.”

" G ö n ü l, çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını ne dikene dokun ne gülü incit..."

Her şeyi bilmene gerek yok , Haddini bil yeter !
Katrem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 05 Nisan 2010, 12:16   #8 (permalink)
Uzman
 
Katrem Nickli Üyenin Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 29 Mart 2010
Mesajlar: 2.738
Standart

Türk Örf Ve Adetlerine Göre Kına Gecesi...

“Türk - İslam Geleneğinde; hem sağlık hem güzellikhem de törensel açıdan özel bir yeri olan ve Dede Korkut hikayelerinde de sözü edilen kınaTürk inanç sistemine adanmış olmanın da işaretidir. Bunun içindir ki;”Vatana Kurban Olsun” diye asker adayına “Allah’a Kurban Olsun” diye kurbanlık koçlara ”Eşine Kurban Olsun” diye geline kına yakılır.Kınasız gelinin cennete gitmeyeceğine inanılır.Anadolu’nun her tarafında yaygın olan kına yakma geleneğiAnadolu dışındaki Türklerden;başta Kıbrıs Türkleri olmak üzereBulgaristan TürkleriGagauz Türkleri ve Karay Türkleri ile Azerbaycan Türkleri’nde vardır.

Bize ninelerimizden kalma bu gelenek özellikle Anadolu da genç kızların hepsine evlenmeden birkaç gün önce düzenlenir.Kına geceleri hüznün yoğun olarak yaşandığı bir gündür.Geleneksel yapının yoğun yaşadığı bölgelerde hala eski önemini korumaktadır.Ancak büyük kentlerde ise artık yapılmamakta veya sadece eğlenceden ibaret birgün olma niteliği taşımaktadır.Daha önceleri kızın evden ayrılışı son vedalaşması biçimindeyken günümüzde eğlenceye dönük nikahla evleniliyorsa düğünün yerini alan bir eğlence durumuna geçti.

Ancak gelin adaylarımızı da düşünerek geleneksel kına gecesini sizlere en ince ayrıntısına kadar anlatıcağız.

Geleneksel kına gecesi düğünden bir gün önce kız evinde yapılır.Çok yakın akrabalar ve genç kızlar kına gecesine katılır.Kınanın yakılacağı gün kız evine bayrak asılır.Bayrağın asılması düğünün başladığı anlamına gelir.Geline yakılacak kına oğlan evi tarafından alınır.Çoğu zaman kız evine gece öncesinde çerezlerle birlikte gönderilir.Kimi zaman da giderken götürülür.Özenle hazırlanan kına tepsisinde çerezler tatlılar kına çöreği veya kına helvası bulunur.Oğlan evinden gelenler kız evinde karşılanarak ağırlanır.

Gelin önce şık bir elbise giyer ancak kınanın yakılmasından önce üzerini değiştirerek “Bindallı” denilen kadifeden yere kadar uzanan kaftan türü bir giysi giyer. Gelinin başına kırmızı bir örtü örtülür.Gümüş veya bakır tas içerisinde “Başı bütün” diye adlandırılan analı babalı başından ayrılık geçmemiş bir kadın tarafından kına karılır.Kınanın içine bozuk para konur.Bu hem bereket dileği hem de kına yakan kişiye baht açıklığı sağlamak amacına yöneliktir.Kına yakılmadan önce gelin ve damadın oturması için salonun ortasına birer sandalye konur.Erkek tarafının getirdiği kına etrafı mumlarla süslü bir tepsi içine hazırlanır.Genç kızların ellerine birer mum verilir.Önce elinde kına tepsisiyle genç bir hanım arkasından gelin onun arkasından da ellerinde mumlar olan genç kızlar türkü söyleyerek boş sandalyelerin etrafında dönerler.Daha sonra gelin ve damat sandalyeye oturur.Bu arada baş övme gelin okşama yakım denilen içli kına türküleri söylenir.Amaç gelini ağlatmaktır.Kına gecesinde gelin kız mutlaka ağlar.Eğer ağlamazsa “Kocada gönlü var” şeklinde yorumlanır ve ayıplanır.Gelinin eline kına yakılırken “Gelin elini açmıyor…” denir ve bunun üzerine erkek tarafı gelinin avucuna küçük bir altın koyar.Avucunu açan gelinin avuçlarına kına yakılır ellerine tülbent bağlanıp eldivenler geçirilir.Erkeğe de aynı şekilde kına yakılıp eldiven geçirilir.Kına yakan kişinin bir hata yapmaması gerekir.Kınanın yanlış yakılması o kişinin cezalandırılmasını gerektirir.Ceza olarak bir hayvan kesmek zorundadır.Kına yakıldıktan sonra gelinin başındaki kırmızı örtü açılır ve kına misafirlere dağıtılır.Dağıtım sırasında para kime çıkarsa darısının ona olacağına inanılır.Özellikle genç kızlar unutmayın! Gelinin evlenmemiş bekar bir arkadaşı kimseye çaktırmadan kırmızı kına örtüsünü gelinin başından çalarsa onun da kısa sürede evleneceğine inanılır.Tüm bunlardan sonra türküler söylenmeye oyunlar oynanmaya devam edilir böylece gece sona erer.Sabah kızlar erkenden kalkarak gelinin elindeki kınayı yıkarlar.Elinin ortasına konmuş olan para da fakir bir çocuğa verilir veya güveye götürülüp bahşiş alınır.Güvey bu parayı cüzdanında taşır.”
__________________




Hz. PeygambeR’in İfadesiyLe* “HaksızLık Karşısında Susan DiLsiz ŞeyTandıR.”

" G ö n ü l, çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını ne dikene dokun ne gülü incit..."

Her şeyi bilmene gerek yok , Haddini bil yeter !
Katrem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 05 Nisan 2010, 12:19   #9 (permalink)
Uzman
 
Katrem Nickli Üyenin Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 29 Mart 2010
Mesajlar: 2.738
Standart

Anadolu'da Ölümle İlgili Adet ve İnanışlar

Toplum hayatı birçok alanda değişik inanma adet töre tören ayin kalıp davranış vb. tarafından kuşatılmıştır.Gelenek görenek ve inançların daha etkili olduğu özellikle küçük yerleşim birimlerindegeçiş dönemlerinden olan ölüm de toplumsal yardımlaşma ve dayanışmanın yoğun olduğu alanlardan biridir.

Kişinin beden olarak yok olurken ruh olarak yaşamaya devam etmesi şeklinde değerlendirilen ölüm çoğu zaman korkulan bir süreç olarak karşımıza çıkar.
Bu korkunun yarattığı bilinçaltı baskıyla da alışılmışın dışındaki bazı davranışlar meteorolojik olaylar (yıldız kayması gök gürlemesi poyraz vb.)hayvanların hareket ve sesleri (köpek uluması baykuş ötmesi horozun vakitsiz ötmesi vb.) rüyada görülenler (tabut gelinlikdüğün-dernekdeveev yıkılması diş düşmesi soğan biber vb.) araç –gereçlerle (ayakkabının ters dönmesi makasın ağzının açık kalması evin tavanının gıcırdaması vb.) ve cenazeyle ilgili (boynunun eğri olması etinin cıvık olması vb.) kimi durumlar hastayla ilgili psikolojik ve fizyolojik değişiklikler (renginin sararması yiyip içmesinin kesilmesi ya da artmasıbakışlarını bir noktada sabitlemesi vb.)ölümün ön belirtisi sayılmıştır.


Ölüme yol açacağı düşünülen olaylar karşısında da kaçınma yoluna gidilir.Bunlar arasında vakitsiz öten horozun kesilmesi;kötüye yorulan rüya görüldüğünde hayır olsun diye evde hazırlanan ya da hazır alınan yiyeceklerden fakirlere verilmesirüyanın akan suya anlatılması;cenaze ***ürülürken hamile kadınların ve küçük çocukların uyuyorlarsa kaldırılması;cenaze olan evde su kaplarının boşaltılmasıcenazenin ***ürülmesiyle birlikte evin süpürülmesi;yıkama suyunun kaynatıldığı kazanın ters çevrilmesi vb. uygulamalar yer alır.

Ölüm sırasında kişinin rahat can vermesi sağlanmaya çalışılır.Bunun için öleceği anlaşılan kişinin başının altındaki yastık alınırağzına su veriliryanında yüksek sesle ağlanmazuzaktaki yakınları çağrılır.Gelememişlerse üzerine onlara ait eşyalardan ya da fotoğraflardan konur din görevlisi çağrılır ya da bilenler Kuran-ı Kerim okur.

Ölümün gerçekleşmesiyle birlikte cenaze / mevta genellikle öldüğü yerden rahat döşeği adlandırılan ve yere hazırlanan yatağa alınır. Çenesi ve ayakları (iki başparmağından) bağlanır.Eğer gece ölmüşse ve uzaktan gelecek bir yakını varsa bekletilir. Bekletme süresi genellikle 14-15 saati (akşam ölmüşse ertesi gün öğleye kadarsabah ölmüşse ikindiye kadardır) geçmez. Cenaze bekletilirken üzerine şişmemesi için bir demir parçası konur.

Cenaze bekletilirken yalnız bırakılmaz.Ölüm haberi iletişim araçlarından yararlanarak camiden okunan sela vasıtasıyla çevreye duyurulur. Bundan sonraki süreçte cenazenin öbür dünyaya yolculuğunu kolaylaştıracağı düşünülen işlemlere girişilir.Bu uygulamalar aynı zamanda ölümün getirebileceği kötü etkilerden geride kalanları korumaya yöneliktir.

Ölenin öte dünyaya gönderilişine ilişkin ilk hazırlıklar cenazenin belli kurallar dahilinde yıkanması ve kefenlenmesiyle başlar. Kadın cenazeyi kadınlar erkek cenazeyi erkekler yıkar.Yıkayıcılar bu işin kurallarını bilen ve tecrübeli olan kişilerdir. Yıkama köylerde evlerin içinde ya da bahçesinde teneşir tahtasının üzerinde yapılır ve yıkamanın yapıldığı yere fazla kişi alınmaz.
Yıkama işlemi bitince bazı yörelerde yakınları cenazenin üzerine bir tas su dökerek helalleşirler.Yıkama büyük kentlerde mezarlık gusülhanelerinde yapılır.Kefen olarak kullanılan bezin rengi beyazdır.Kadın kefeni erkek kefenine göre daha fazla parçadan oluşur.Kadın cenaze kefenlenirken genellikle kefenin içine kına (yıkama öncesinde bekletilirken de eline kına yakılabilir)çörekotugülsuyuzemzem vb. dökülür.Cenaze bekletilirken ya da kefenlerken kötü koku olmasın gerekçesiyle tütsü yapılabilmektedir.Kefenlenen cenaze tabut ya da sal içine konarak cenaze namazının kılınacağı yere ***ürülür.Cenaze namazı mezarlıkta ya da camide kılınır.Cenaze namazına genellikle kadınlar katılamaz.
Cenaze namazının ardından tabut gömüleceği mezara ***ürülür.Mezar tabut getirilmeden önce hazırlanır.Genellikle kadın mezarı erkek mezarına göre daha derin kazılır.Bir çok uygarlığa mekanlık eden Anadolu’da Arkeolojik kazılar sonucu değişik gömme şekillerine rastlanılmıştır. Küp içinde sanduka içindelahit içinde üst üste katlardan oluşan bölmeler içine yatırılmış halde höyük ve tümülüs içinde mumyalanmış olarak vb.Günümüzde ise yaygın olanı;mezarın düz bir şekilde kazılması ya da içine ayrı bir oygu (leht sapıtma vb.) açılarak cenazenin oraya yatırılması şeklindedir. Oygu ağaç parçalarıyla kerpiçle tuğlayla ya da briketle örülür sonrasında üzerine toprak atılır. Cenaze mezara genellikle tabutsuz konur. Gömülme işleminin tamamlanmasıyla birlikte din görevlisi ya da bilen bir kişi tarafından cenazeye öbür dünyada yardımcı olacağı inancıyla telkin verilir. Mezarın üzerinin yapılması için toprağın çökmesi beklenir. Bu süre genellikle bir yıl sonrasıdır.

Mezarların baş ve ayakucunda ya da sadece başucunda mezartaşı bulunur.Mezarlar ahşap taş beton ya da son zamanlarda mermerden yapılabilmektedir. Mezarlar genellikle –köylerde olsun daha büyük yerleşim birimlerinde olsun- ortak kullanılan mezarlıklarda bulunmakla beraber aile arazisi içine yapılmış olanları da vardır. Bazı kentlerin geniş mezarlıklarında aile mezarları oluşturulmuştur.

Mezar üzerine genellikle su bölmesi ya da kabı konur çiçek dikilir.Başına çeşitli ağaçlar (çamsöğütdutselvikavak vb.) dikilir.Mezartaşına süslemeler yapılır ölen kişinin adı-soyadıdoğum-ölüm tarihi bazen de edebi niteliği olan sözler yazılır.

Mezartaşları yapıldığı çağı yansıtmasıyla da birer tarihi belge özelliğindedir.Mezarın üzerine basılmaz ve hayvanların mezarlığa girmemesine dikkat edilir.Büyük kentlerde cenaze işlerini alan –ölüm ilanının verilmesinden defin işleminin yapılmasına kadar- ticari kuruluşlar da vardır.
Cenazenin gömülmesinin ardından cenaze evindekileri teselli etmek amacıyla mezarda ya da eve gelmek suretiyle baş sağlığı dilenir.Baş sağlığı için cenaze evine gelip gitmeler bir süre devam eder.Bu arada cenaze çıkan evde (köylerde) genellikle ilk 2-3 gün yemek pişirilmez; yemekleri komşular getirir. Ölünün ardından üçü yedisikırkıelliikisiyılı şeklinde dinsel törenle ve yemekle anıldığı günler düzenlenir.Bu günlerde cenazenin kimi değişimler yaşadığına inanılır ki bunlardan en yaygın olanı kırkında ya da elliikisinde cenazenin etinin kemiğinden ayrıldığı dolayısıyla o gün yapılanların ölünün acısını azaltacağına ilişkindir.Diğer yandan ölen kişi memnun edilerek ondan yakınlarına gelebilecek bir zarar da önlenmiş olur. Özel günlerde (ölünün üçüyedisikırkıbayramlarPerşembe günleri vb.) pişirilen ve dağıtılan helvanın ya da diğer yiyeceklerin kokusunun ölüye gittiğine inanılır.

Ölen kişinin öte dünyada rahat etmesini sağlamaya yönelik uygulamalardan bir diğeri de borçlarını gidermek amacıyla yapılan devir ıskat kefaret dardan indirme vb.dir.. Söz konusu uygulama farklı isimlerle ifade edilse de aynı işlevi yerine getirmektedir.Ölen kişinin eşyalarından (elbise ayakkabı vb.) bazıları hatıra olsun diye evde saklanırken pek çoğu da fakir olanlara dağıtılır; alan olmazsa ve işe yaramayacak durumdaysa da yakılır.

Cenaze olan yerde o gün düğün varsa davul-zurna çalınmaz.Daha sonraki günlerde de cenaze evinden izin alınır. Söz konusu durum kentlerde yaşayanlar için değil köyler gibi yüz yüze ilişkilerin daha yoğun olduğu küçük yerleşim birimleri için geçerlidir. Yakınlık duyduğumuz ya da tanıdığımız birinin kaybıyla duyulan acı ve üzüntü toplumsal kalıplar içerisinde yaşanır ve bu sürecin adı da yastır.Cenaze evindekiler ve cenazenin yakınları bir süre (40 günden 1-2 yıla kadar) eğlenceli ortamlarda bulunmazlar yeni elbise giymezler. Kimi yörelerde erkekler 1-2 hafta tıraş olmaz. Cenaze için ağıtlar yakılır.Yas süresi ölen kişi genç ise daha uzun sürer.

Ölen kişinin ruhunun her yerde gezdiğine ve kimi zamanlarda evine ziyarete geldiğine kendisi için bir şey yapılıyorsa memnun ayrıldığına yapılmıyorsa üzgün ayrıldığına inanılır. Mezar ziyaretleri daha çok bayramlar ve arife günlerinde yapılmaktadır. Bu ziyaretlerde mezar başında dualar okunmakta; mum tütsü yakılabilmekte para şeker lokum evde hazırlanmış yiyecekler dağıtılabilmektedir.
__________________




Hz. PeygambeR’in İfadesiyLe* “HaksızLık Karşısında Susan DiLsiz ŞeyTandıR.”

" G ö n ü l, çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını ne dikene dokun ne gülü incit..."

Her şeyi bilmene gerek yok , Haddini bil yeter !
Katrem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 05 Nisan 2010, 12:21   #10 (permalink)
Uzman
 
Katrem Nickli Üyenin Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 29 Mart 2010
Mesajlar: 2.738
Standart

Hızlı değişimlerin ve teknolojik alanda önemli gelişmelerin yaşandığı dünyamızda şu da bir gerçektir ki; insanoğlu için ölüm kaçınılmaz bir sondur. İşte toplumu kuşatan söz konusu inançlar ve uygulamalar da kaçınılmaz olan bu sonun daha kabul edilebilir olmasını sağlamak şeklinde bir işlevi yerine getirmektedir.



MEZAR TAŞLARI YAZILARI

Mezar taşları gerek yapısal özellikleri gerekse üzerindeki yazıları ile Türk'ün zengin iç dünyasını ince beğenisini yüce düşüncesini gösteren en güzel örneklerdendir. O mezar taşları ki yerine göre bir tarih yerine göre bir ağıt çok kere de ölenin dilinden duyulan acı ve elemli bir yankıdır. Biçimlerinden yazılarından kişilikler ile kimlikler anlaşılır. Kabristanlar birer müze mezar taşları da buralarda yatanların anıtı varlıklarının kanıtıdır.

Yaşlıların taşlarında kişilikler gençlerinkinde dünyaya doymamışlığın özlemi vardır. Kimisi ecelinden kimisi umulmadık bir olaydan göçüp gitmiştir. İyilikler güzellikler tüm acılığı çıplaklığı ile o taşlarda sergilenmiştir. Okuyanda kimi gözyaşı kimi de derin bir düşünce görülür. Bu düşünce karşısında gerçek felsefe o taşın başında yapılır.
Gelenekler görenekler toplumun sosyal yapısı da yer alır o taşlarda. Dilekler istekler vardır onlarda. Dünyanın hiçliği da anlaşılır o taşlarda. Çalışmanın başarının gizi vardır üzerindeki satırlarda. Eski Türklerde "Balbal" denirmiş bu taşlara. Balballar kahramanlığını gösterirmiş eski Türklerin. Bugünküler ise aynı ulusun yaşam felsefesini duygu ve düşüncesini evrene bakış açısını inancını dünya görüşünü koyuyor ortaya.

Aynı zamanda dil ürünlerinin güzel örnekleridir mezar taşları.Dilciyetarihçiye folklorcuya felsefeciye edebiyatçıya zengin bir hazinedir hazine gibi sunulmuş büyük bir armağandır. Kısaca söylemek gerekirse mezar taşları; tarih yapraklarıdırgeçmişten gelen edebiyat sayfalarıdır. Tarihin unutulmuş sayfaları bile vardır orada.

Yazık ki mezar taşları da zamana dayanamıyorzamanla yapılan savaşta egemenliğini yitiriyor doğadan silinip gidiyor.Çağdaş uygarlık yarışı da dünkü mezarları bile eski sayıp ortadan kaldırıyor.Biz insanlar ise ilgisizvefasız varlıklarız.Yarınki geleceğimizin mezar taşlarının başına gelenler olacağını nedense anlamıyoruzanlamak istemiyoruz.Her gün biraz daha onlardan uzaklaşıyoruz geçmişimizden kopuyoruz.
Mezar Taşı Yazılarından Örnekler:

İlim ve Maarif ve Hem Vatanperver İdi.

Nesline Matuf İdi. Bu Hizmeti Birakup
Ahfadına İrtihal Darı Baka Eyledi.

Rahat Olsun Cihan İçre Ruhu Pak Ebedi.
Akuva Müftisi El Hacci Hafız Şakir Burcu

Bey Ruhuna Fatiha.
82 Senelik Muallim

Doğumu 1854-Akuva'daÖlümü
İnegöl'de 14 Temmuz 1926

Ey Birader! Dikkat Et Şu Mezarımın TaşınaAkıllı İsen Gafil Olma
Aklını Al Başına.

Sallanıp Gezer İdimBak Ne Geldi Başıma.
Akıbet Turap Olup Taş Dikildi Başıma

Rizeli Bayram Ruhuna Fatiha 04.04.1935

Bakıp Geçme Ey Muhammed Ümmeti! Ölünün Diriden
Bir Fatihadır Minneti.
Necdet Çelebi / 1937-1982

Kurtuluş Savaşı Gazisi
Hamdi Özşan 1899-1981

Ziyaretçi! Burada Emekli Yarbay
Galip Aksoy Medfundur Ruhuna Fatiha / 1908-1954

Bir Kamyon Yaktı CanımıDevrilip Akıttı Kanımı.
Hasret Bıraktı Annem İle Babamı.
Okuyunuz TaşımdaSoldum 16 Yaşımda.
Beni Rahmetle AnınAğlayın Başımda.
Ekrem Oğlu Kenan Akman
1960-1976
__________________




Hz. PeygambeR’in İfadesiyLe* “HaksızLık Karşısında Susan DiLsiz ŞeyTandıR.”

" G ö n ü l, çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun, ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını ne dikene dokun ne gülü incit..."

Her şeyi bilmene gerek yok , Haddini bil yeter !
Katrem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:02.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

zurna | chat | sohbet | chat programı | site ekle | arkadas | Link | sohbet programı | chat odaları | toplist | irc | chat siteleri | chat odaları | chat sayfaları
zurna, chat, sohbet
zurna-chat-sohbet-program-indir-yukle-download


sohbet

Eğlence Sohbet Arkadaşlık

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88