Zurnachat.Com forum, zurna, chat, sohbet, arkadaş, sesli, canlı, bedava, site  

Go Back   Zurnachat.Com forum, zurna, chat, sohbet, arkadaş, sesli, canlı, bedava, site > Sohbet-i Divan > Türkiyem

Submit Thread >  Add to Tagza.com: Social Bookmarking site Submit to AddThisTo Submit to Digg Submit to Reddit Submit to Furl Submit to Del.icio.us Submit to Google Submit to Yahoo! This Submit to Technorati Submit to StumbleUpon Submit to Spurl Submit to Netscape  < Submit Thread
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01 Mayıs 2010, 20:26   #1 (permalink)
Uzman
 
Üyelik Tarihi: 29 Nisan 2006
Mesajlar: 20.624
Standart İç Anadolu-İç Anadolu bölgesi,Genel Tanımı-İç Anadolu bölgesinin Turistik Tarihi yeri

Konya'nın tarihi ve turistlik yerleri
Konya İli Tarihi: Konya, M.Ö 7. bin yılından beri yerleşim yeri olmuş,
pek çok medeniyete beşiklik etmiştir. Yazının M.Ö 3500’de kullanılmaya
başladığı hatırlanacak olursa Konya’nın ülkemizin en eski yerleşim
merkezleri arasında yer aldığı söylenebilir.

Çumra Çatalhöyük,
sadece ülkemizin değil dünya genelinde yemek kültürünün ilk defa
başladığı, tarımın ilk kez yapıldığı, ateşin kullanıldığı, vahşi hayvan
saldırılarına karşı ortak savunmanın ilk kez gerçekleştiği dolayısıyla
yerleşik hayata geçen insanoğlunun ilk merkezi olma özelliği
taşımaktadır.

Tarih devirlerinde Hititler ve Lidyalılar, M.Ö
6. yüzyılda Persler, M.Ö 4. yüzyılda Büyük İskender, Selevkoslar,
Bergama Krallığı, M.Ö 2. yüzyılda Roma, M.S 395’de Konya ve çevresine
hakim oldular.7. yüzyıl başlarında Sasaniler bu yüzyılın ortalarında
Muaviye komutasındaki Emeviler şehri geçici olarak işgal ettiler.

10. yüzyıla kadar bir Bizans Eyaleti olan Konya, Müslüman Araplar’ın yer
yer akınlarına maruz kaldı. Ve Malazgirt Zaferi’nden önce (1069)
Konya’ya ilk gelen Türk akıncıları Selçuklular oldu. 1071’de Müslüman
Türklerin Aanadolu’ya girmesiyle Konya, Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu
Süleymanşah tarafından fethedildi. Fetihle beraber Konya’da Türk-İslam
egemenliği dönemi başladı.

1097’de 1. Haçlı Seferi sırasında
İznik kaybedilince Anadolu Selçukluları’nın Başkenti, Konya’ya taşındı.
Böylece tarihinde yeni bir sayfa açılan Konya günden güne gelişti, pek
çok mimari sanat eseriyle süslendi. Kısa sürede Anadolu’nun en gözde
şehirlerinden biri oldu.

Alaaddin Keykubad döneminde ise
tarihinin en şaşaalı ve zengin dönemini yaşayan Konya, dünyanın da bir
kültür sanat ve ilim merkeziydi.

3. Haçlı Seferi’nde Alman
İmparatoru Friedrik Barbarossa, Konya’yı kuşattıysa da (19 Mayıs 1190)
2. Kılınçarslan’ın savunduğu kaleyi alamadı. 1308’de Selçukluların
düşmesine kadar Konya, Başkent olarak kaldı. Sonra Karamanoğulları
Beyliği’nin en büyük şehri olarak Karamanoğularınca yönetildi.

1387’de Osmanlı Padişahı 1. Sultan Murad, şehrin önlerine geldi. 1398’de oğlu
Yıldırım Beyazıd, şehre girip Karamanoğulları Beyliği’ne bir son verdi.
Ancak 1402 Ankara Savaşı felaketinden sonra Karamanoğulları Beyliği
yeniden kuruldu. Konya, Fatih Sultan Mehmed’in Karamanoğulları
Beyliği’ni ortadan kaldırdığı 1465 yılına kadar Osmanlı-Karaman
mücadelesine sahne oldu.

Fatih, 1470’de İmparatorluğun
Rumeli(Sofya), Rum(Tokat), Anadolu(Kütahya) Eyaletlerinden sonra 4.
Eyalet olarak Karaman Eyaletini merkezi Konya olmak üzere kurdu.
Eyalete ilk zamanlarda Osmanlı Şehzadeleri vali olarak atandı. 1513’den
sonra Hanedan dışında Beylerbeyi ataması yapıldı.

Uzun bir süre Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli bir Eyaleti olan Konya, Mondros
Ateşkes Antlaşması’ndan sonra İtalyanlar tarafından işgal edildi. Amacı
sadece ekonomik çıkar ve sömürge olan İtalyanlar ile herhangi silahlı
bir mücadele olmadı. Batı Cephesi’nde Yunan’a karşı İnönü Savaşlarını
kazandığımız günlerde itilaf devletleriyle anlaşmazlığa düşen İtalya,
işgalden vazgeçerek geri çekilmiş 20 Mart 1920’de Konya, işgalden
tamamıyla kurtulmuştur. Cumhuriyetin kurulmasıyla Konya, zengin tarihi
ve coğrafik özellikleriyle hızla gelişmeye başlamış ve bugünlere
gelmiştir.

Konya’nın Tarihi ve Turistik Mekanları:

İlk Çağlar

Konya
M.Ö 7500’lü yıllardan beri insanlığın ilk yerleşik hayata geçişinin
Çumra-Çatalhöyük kazıları ile ortaya çıkarıldığı çok eski bir medeniyet
şehridir. Bu eserlerden bazıları; Çumra-Çatalhöyük, İvriz Kaya
Kabartması, Eflatunpınar, Fasıllar, Ilgın-Yabsurt, Gökyurt, Sille Aya
Eleni Kilisesi, şehir merkezindeki Alaaddin Höyüğü.

Anadolu Selçukluları Devri

Konya’nın 1071 Malazgirt savaşından sonra Selçuklu Türklerinin eline geçmesiyle
(1076-1080) kurulan Anadolu Selçukluları Devleti’nin başkentliği
(1096-1277) döneminde kültür ve sanatta altın çağını yaşar. Devrin ünlü
bilginleri, filozofları, şairleri, mutasavvıfları, hoca, musikişinas ve
diğer sanatkarlarını bağrında toplamıştır. Bahaaeddin Veled, Mevlânâ
Celaleddin Rumi, başta olmak üzerine Kadı Burhaneddin, Kadı Siraceddin,
Sadreddin Konevi, Şehabeddin Suhreverdi gibi bilginler Muhyiddin Arabi
gibi mutasavvıflar Konya’da yerleşmiş verdikleri eserlerle şehri bir
kültür merkezi haline getirmişlerdir. Hz. Mevlânâ’nın etkisi dünyanın
her yerinde hala devam etmektedir. Yine Nasreddin Hoca güldüren ve
düşündüren fıkralarıyla Konya’nın kültürel ve sosyal hayatının
gelişmesine asırlardır katkısı olan bir bilge kişidir. Bir sanat değeri
taşıyan mimari eserler de en çok bu dönemde yapılmıştır.


Mevlana Türbesi; Hz. Mevlânâ’na 17 Aralık 1273 yılında vefat edince Sultanul
Ulema Bahaeddin Veled’in de kabrinin bulunduğu yere defnedildi. Oğlu
Sultan Veled tarafından Mimar Tebrizli Bedreddin’e “Kubbe-i Hadra” inşa
ettirildi. Aynı zamanda bir Mevlevi Dergah’ı olan türbenin inşaatı
genişleyerek 19. yy.ın sonuna kadar sürdü. Dergahın avlusunda yer alan
üzeri kapalı şadırvan 1512 yılında Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim
tarafından yaptırılmıştır. Türbe salonuna girilen Gümüş Kapı 1599
yılında Sokollu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa tarafından
yaptırılmıştır. Yeşil Kubbe’nin tam altında yer alan Hz. Mevlânâ ve
oğlu Sultan Veled’in mezarları üzerinde yer alan iki bombeli mermer
sanduka 1565 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.
Sandukalar üzerindeki altın sırma tellerle işlenmiş puşiler ise 1894
yılında Sultan 2. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Halen
Mevlânâ’nın babası Bahaeddin Veled’in üzerinde bulunan ahşap sanduka
ise bir Selçuklu ahşap işlemeciliğinin şah eserlerinden olan sanduka
1274 yılında Hz. Mevlânâ için yaptırılmıştır. Semahane ve mescid bölümü
16. yy.da Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Mevlana
Dergahı’nın ön avlusunun batı ve kuzey yönünü çevreleyen her birinde
birer küçük kubbe ve baca bulunan hücreler 1584 yılında Sultan 3. Murat
tarafından dervişlerin ikamet etmesi için inşa ettirilmiştir. Matbah
denilen ve Mevleviler için özel bir anlamı olan dergah mutfağı yine
1584 yılında Sultan 3. Murat tarafından yaptırılmıştır.

Karatay
Medresesi; Sultan 2. İzzeddin Keykavus devrinde Emir Celaleddin Karatay
tarafından 1251 yılında yaptırılmıştır. Selçuklu çini işlemeciliğinin
en nadide eserlerinden biri olarak günümüze kadar ulaşmıştır.

İnce Minare Medresesi; Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından
hadis ilmi okutulmak üzere 1254 yılında yaptırılmıştır. Mimarı Abdullah
oğlu Kelük’tür. Selçuklu taş işçiliği şah eserlerinden olan taç kapısı
üzerinde kabartmalı geometrik ve bitkisel bezemelerle birlikte Selçuklu
sülüsüyle yazılmış Yasin ve Fetih sureleri vardır.

Sırçalı Medrese; 1242 yılında Bedreddin Muslih tarafından yaptırılıan Sırçalı
Medrese, çinilerle süslü açık (avlulu) medreselerden biridir.
Çinileriyle dikkat çekmektedir.

Selçuklu Köşkü; Sultan 2.
Kılıçarslan’a ait olduğu sanılmaktadır.Köşk bugün Alaaddin Tepesi’nde
yer alan küçük bir parçasıyla ayakta kalabilmiştir.

Kubab-Abad Sarayı; Sultan 1. Alaaddin Keykubad tarafından 1226-1236 yılları
arasında yaptırılmıştır.Beyşehir Gölü’nün güney batısında yer
almaktadır. Dünyaca meşhur Selçuklu çinileri, sır altı ve lüster
tekniği ile dikkat çekmektedir.

Zazadin Han; Sultan Alaaddin
Keykubad devrinde 1236 tarihinde yaptırılmıştır. Konya Aksaray yolunun
25. km.sinde Tömek bucağındadır.

Horozlu Han; 1248 yılında yaptırılmıştır. Konya-Aksaray yolunun 8. km.sinde bulunmaktadır.

Kızılviran Han; Konya-Beyşehir yolu üzerinde olup Konya’ya 44 km. uzaklıktadır.

Obruk Han; Konya’yı Aksaray’a bağlayan yol üzerindedir. Döneminin ticaret
yolları üzerine kurulan hanlarına bir örnek teşkil eden han, klasik
Selçuklu üslubu ile inşa edilmiştir.

Alaaddin Camii; Anadolu
Selçuklu devri Konya’nın en büyük ve tarihi camisidir. Alaaddin tepesi
üzerinde yer alan caminin yapımına Sultan 1. Rükneddin Mesud zamanında
başlanmış Sultan 2. Kılıçarslan ile devam etmiş ve Sultan 2. Alaaddin
Keykubad tarafından 12221 yılında bitirilmiştir. Bizans ve klasik
devirlere ait 41 taş mermer sütunu da barındırması açısından önemli bir
eserdir. En dikkat çekici yanı minberidir. Abanoz ağacından birbirine
geçirilerek yapılan minber Selçuklu ahşap işlemeciliğinin şah eserleri
arasındadır.

İplikçi Camii; Şemseddin Altınoba tarafından 1201 yılından sonra yaptırılmış olan İplikçi Camii Alaaddin Caddesi üzerindedir.

Sahip Ata Camii ve Külliyesi Anadolu Selçuklu Devleti’nin en başarılı
vezirlerinden Sahip Ata tarafından 1258-1283 yılları arasında inşa
edilmiş olup mescid, türbe, hanigah ve hamamdan ibarettir.

Sadrettin Konevi Camii ve Türbesi; 1274 yılında yaptırılmıştır. Sadreddin Konevi
zamanının meşhur alimlerinden ve mutasavvıflarındandır. Türbesi açık
türbeler tipinin ayakta kalan tek örneğidir.

Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi; ilk olarak 13. yy.da yapıldığı ileri sürülmektedir.
Bugünkü mevcut yapı ise 1510 yılında Abdurrezzakoğlu İshak Bey
tarafından mescidle birlikte elden geçirilmiş ve genişletilmiştir.

Ateşbaz Veli Türbesi; Klasik Selçuklu Kümbetlerindendir. Türbe, lında vefat eden Mevlevi Ateşbaz Yusuf’a aittir.

Tavusbaba Türbesi; Türbe 1. Alaaddin Keykubad devrinde Konya’da vefat eden Şeyh Tavus Mehmet El Hindi’ye aittir.

Karamanoğulları Devri

Konya’da Karamanoğulları devrinde de bilim ve kültür alanındakigelişmeler devam
etmiş Ulu Arif Çelebi ve oğulları Adil ve Alim Çelebiler ile Ahmet
Eflaki ve Sarı Yakup gibi bilgin ve mutasavvıflar yetişmiştir.

Hasbey Dar’ul Huffazı; Karamanoğlu 2. Mehmet devrinde Hacı Hasbey oğlu Mehmet
Bey tarafından 1421 yılında “hafızlar evi” olarak yaptırılmıştır.

Meram Hasbey Mescidi; Konya’nın tarihi bir mesire yeri olan Meram’da
Karamanoğlu 2. Mehmet devrinde Hasbey oğlu Mehmet tarafından
yaptırılmıştır.

Nasuh Bey Dar’ul Huffazı; Karamanoğlu 2. İbrahim Bey zamanında Kadıoğlu Nasuh Bey tarafından yaptırılmıştır.

Ali Gav Zaviyesi ve Türbesi; 14. yy.da inşa edilmiştir. İçerisinde Hacı
Bayram Veli ahvalinden Ali Gav Baba metfundur. Bugünkü Tarla
Mahallesi’nde yer almaktadır.

Burhaneddin Fakih Türbesi; 1454
yılında bilgin, mutasavvıf Burhaneddin Fakih Paşa için yaptırılmıştır.
Bugünkü Burhandede Mahallesi’nde yer almaktadır.

Ayrıca Kadı Mürsel Zaviye ve Türbesi, Ebu İshak Kazeruni Zaviyesi, Şeyh Osman Rumi
Türbesi, Ali Efendi Muallimhanesi, Turgutoğulları Türbesi, Kalenderhane
Türbesi, Tursunoğlu Camii ve Türbesi ve Siyavuş Veli Türbesi
Karamanoğulları devrinin diğer eserleridir.

Osmanlılar Devri

Konya, 1467 yılında Osmanlı sınırlarındadır. Doğu seferlerine çıkan Osmanlı
Sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve 3.
Murat’ın uğrak yeri olmuştur. Selçuklulardan sonra ilim, kültür ve
sanat hareketleri kesintisiz olarak devam etmiştir.

Selimiye Camii; Mevlânâ Dergahı’nın batısında inşaatına Sultan 2. Selim’in
şehzadeliği zamanında başlanmış (1558-1567) arasında tamamlanmıştır.
Cami, Osmanlı klasik mimarisinin Konya’daki en güzel eserlerindendir.
Çift minarelidir.

Aziziye Camii; Muntazam Gödene Kesme Taşı
ile yapılan mabed, son Osmanlı mimarisinin çok başarılı eserlerinden
biridir. Önceden yerinde bulunan ve 1671-1676 yılları arasında Şeyh
Ahmet tarafından yaptırılan camii yandığı için Sultan Abdülaziz’in
annesi Pertevniyal adına yeniden bugünkü camii yaptırılmış (1874) ve
Aziziye adıyla anılmıştır. Türk baroku üslubuyla yapılan camiinin
minareleri, o zamanın karakteristik özelliklerini yansıtmak bakımından
eşsiz bir örnektir.

Şerafeddin Camii; camii ilk defa12. yy.da
Şeyh Şerafeddin tarafından yaptırılmış, 1336 yılında tamamen
yıktırılarak Çavuş oğlu Mehmet Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Cami,
iç süsleme ve yazıları, mermer işlemeli minber ve mihrabıyla takdire
şayan bir sanat eseridir.

Kapu Camii; Asıl adı İhyaiyye olup
eski Konya Kalesi’nin kapılarından birinin çevresinde yer aldığından
Kapu Camii adıyla anılır. Cami ilk defa 1658 yılında Mevlevi Dergahı
Postnişinlerinden Pir Hüseyin Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Bir
süre sonra yıkılan bu camiyi 1811 yılında Konya Müftüsü Esenlilerzade
Seyyid Abdurrahman yenilemiş, 1867 yılında çıkan bir yangınla cami yok
olmuştur. 1868 yılında cami yeniden yaptırılmıştır. Kapu Camii,
Konya’da yer alan Osmanlı dönemi camilerinin en büyüğüdür.

Nakipoğlu
Camii; Konya Müftüsü Nakib’ül Seyid İbrahim tarafından 1762 yılında
yaptırılmıştır. Minaresi 1764 yılında Nakib’ül Hac Seyid İbrahim oğlu
Mehmet Emin Tarafından yaptırılmıştır. Caminin minaresi 1926’da
yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır.

Mevlana Dergahı; Mevlânâ Dergahı’nın büyük bir bölümü Osmanlılar döneminde yaptırılmıştır.
__________________
Dağlara İnsanlara Hayata Meydan Okuyan Asi Yüreğim Sakın Pusuya düşme !!




Ben Atatürk Kızıyım Beni Anlamayanı Bilim Bile Anlamaz Cünkü Ben Atatürk Kızıyım & Osmanlı Torunuyum
Ben Tarih Yazdırırım !!!
Gizem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 01 Mayıs 2010, 20:32   #2 (permalink)
Uzman
 
Üyelik Tarihi: 29 Nisan 2006
Mesajlar: 20.624
Standart


konya yunak resimleri





Konya mevlana
__________________
Dağlara İnsanlara Hayata Meydan Okuyan Asi Yüreğim Sakın Pusuya düşme !!




Ben Atatürk Kızıyım Beni Anlamayanı Bilim Bile Anlamaz Cünkü Ben Atatürk Kızıyım & Osmanlı Torunuyum
Ben Tarih Yazdırırım !!!
Gizem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 01 Mayıs 2010, 20:34   #3 (permalink)
Uzman
 
Üyelik Tarihi: 29 Nisan 2006
Mesajlar: 20.624
Standart





__________________
Dağlara İnsanlara Hayata Meydan Okuyan Asi Yüreğim Sakın Pusuya düşme !!




Ben Atatürk Kızıyım Beni Anlamayanı Bilim Bile Anlamaz Cünkü Ben Atatürk Kızıyım & Osmanlı Torunuyum
Ben Tarih Yazdırırım !!!
Gizem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 01 Mayıs 2010, 20:35   #4 (permalink)
Uzman
 
Üyelik Tarihi: 29 Nisan 2006
Mesajlar: 20.624
Standart Bozkırın ortasına plaj yaptı! (ESKİŞEHİR

Bozkırın ortasına plaj yaptı! (ESKİŞEHİR)
Olmaz diye bir şey yok. Türkiye'de bozkırın göbeğinde tıpkı Paris gibi, Venedik gibi bir şehir var. Üstelik denizi olmayan o şehre plaj bile yapıldı.
Denizi olmayan Eskişehir'in artık açık olimpik havuzu ve yüzlerce vatandaşın aynı anda güneşlenebileceği kumsalı olan yapay plajı oldu. Plajın açılışı bugün yapıldı.

BÜYÜKERŞEN: ÖVÜNÜYORUM

Uzun zamandır temiz ve bakımlı bir Porsuk Çayı hayal ettiğini ifade eden Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, şöyle konuştu: ''Hayallerimi gerçekleştiremezsem huzursuz olurum. Porsuk Çayı'na da kısa sürede hayat verdik. Kentin en önemli değerlerinden olan Porsuk, hak ettiği görünümü kazandı. Porsuk'un 10 yıl önceki kötü görünümünü vatandaşlara unutturduğumuz için övünüyorum. Eskişehir'in adeta gerdanlığı Porsuk Çayı'na elmas bir taş ekleyeceğiz. Bozkırın ortasında açacağımız plaj ve havuzun Türkiye'de benzeri yok. Dünyada da eşine ender rastlanır.''

Daha sonra havuzda Eskişehir İhtisas Kulübü, Anadolu Üniversitesi ve Sarar yüzme kulüplerinin katıldığı yüzme yarışması düzenlendi.

İŞTE BOZKIRIN ORTASINDAKİ PLAJ



Artık Eskişehir'in de ortasından tıpkı Paris ve Viyana'daki gibi plajlar geçiyor. Ama o ülkelerin plajlarından denize girilmezken Eskişehir'de giriliyor



Yapay plajın suyu özel olarak klorlanan artezyen suyu.



Gökmeydan Mahallesi'nde bulunan Kent Park'ın içindeki havuz ve plajda 15 soyunma kabini, yaklaşık 150 şezlong ve iki cankurtaran kulesi bulunuyor.



Havuz ile yapay plajdan yararlanmak isteyenlerden 3 lira alınacak.



Saat 10.00 ile 18.00 arasında hizmet verecek havuz ve yapay plaj için gelen talebe göre müşterilerin kullanım günleri belirlenecek.













__________________
Dağlara İnsanlara Hayata Meydan Okuyan Asi Yüreğim Sakın Pusuya düşme !!




Ben Atatürk Kızıyım Beni Anlamayanı Bilim Bile Anlamaz Cünkü Ben Atatürk Kızıyım & Osmanlı Torunuyum
Ben Tarih Yazdırırım !!!
Gizem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 01 Mayıs 2010, 20:38   #5 (permalink)
Uzman
 
Üyelik Tarihi: 29 Nisan 2006
Mesajlar: 20.624
Standart Ankara resimleri ankara Ankara Hakkında Genel Bilgiler

Yüzölçümü: 30.715 km²

Nüfus: 4.007.860 (2000)

İl Trafik No: 06

Genel Coğrafya ve Yeryüzü Şekilleri: 26.897 km2 lik bir alana sahip olan Ankara, 39o57`N enlemi ile 32o53`E boylamları arasında yer almaktadır. Ortalama olarak deniz seviyesinden yüksekliği 890 metredir.

Doğusunda Kırıkkale ve Kırşehir, kuzeyinde Çankırı ve Bolu, kuzeybatısında Bolu, batısında Eskişehir, güneyinde Konya ve Aksaray illeri bulunmaktadır.

Ankara, Orta Anadolu`nun kuzeybatısında bulunan Kızılırmak ve Sakarya nehirlerinin kollarının oluşturduğu ovalarla kaplı bir bölgedir. Bu bölgede orman alanları ile step ve bozkır alanlarını bir arada görmek mümkündür. İlin kuzey sınırının Kuzey Anadolu sıra dağlarının kolları olan dağlar, Orta Anadolu düzlüklerinin devamı olan ovalar çizer. Güney kısmında Tuz Gölü çanağı, Kepez Ovaları ve Hacıbekirözü gibi düzlükler bulunur. Bu düzlükler arasında volkanik Karadağ ile Karasimir Dağı, Paşa Dağı ve Teke Dağı yükselir.

Orta kesimlerden kuzeye doğru yaklaştıkça Haymana, Bala hattının kuzeyinde Kuzey Anadolu sıra dağları ile irtibatları bulunan dağ sıraları belirir. Bunların arasında İdris ve Elmadağları yükselir. Güney Batı Kuzey-Doğu doğrultusunda Güre, Elma, İdris, Karyağdı-Mire-Aydos-Çile, Ayaş ve Hıdır dağ sıraları arasında çöküntü alanları ve kıvrılmalarından dolayı Balaban, Mogan Gölü, Çubuk, Mürted ve Babayakup Ovaları meydana gelmiştir. Ankara Ovası doğu-batı yönünde uzanmıştır. Sakarya ve Kızılırmak nehir kolları arasında çukurlarda münferit olarak yüksek sıradağları görmek mümkündür.

Kuzeyde, Çubuk ve Kızılcahamam ilçelerinde yer yer sarp görünüşlü Yıldırım, Işık ve Yakut dağları, Batıda Ayaş, Beypazarı ve Nallıhan ilçelerinin kuzey sınırları Karakiriş, Kartal ve Manastır dağları ile çevrilmiştir. Güney bölgedeki dağlar tatı meyilli, yuvarlak sırtlı ve üzerleri düzdür. Bu alanda yükseklikler 1050-1500 m. arasındadır.

İl sınırları içinde Mogan, Eymir, Karagöl, Kurumcu ve Samsun gölleri bulunur. Bölgede yer yer volkanik arazilere rastlanır. Bu kütle üzerinde 2378 m. yüksekliğindeki Köroğlu Dağı ile Mahya Tepesi (2006 m.) yükselir. İlin güneydoğusunda Hüseyingazi dağı kültesi bulunur.

İlin arasizisini Sakarya ve Kızılırmak nehirleri ile Çubuk Çayı, İncesu ve Ova Çayları sular.

İdari Durum:

İlçeleri : Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle, Akyurt, Ayaş, Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Çubuk, Elmadağ, Evren, Gölbaşı, Güdül, Haymana, Kalecik, Kazan, Kızılcahamam, Nallıhan, Polatlı ve Şereflikoçhisar.

Komşuları : Ankara ili, Kırşehir, Kırıkkale, Eskişehir, Çankırı, Bolu ve Konya tarafından çevrelenmektedir.



Ankara Tarihi:

Ankara M.Ö. 333'de Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından Persler'den alınana kadar; tarihi boyunca Frigyalılar, Lidyalılar, Persler ve Hititler'in egemenliğine girmiştir. O yıllarda Anadolu’ya gelen savaşçı bir kavim olan Galatlar eski Ankara Kalesi’ni yapmışlardır. Daha sonra bölgede siyasal birliği kuran Romalılar M.Ö. 189 yılında Galatlar'ı yenerek Ankara’yı ele geçirmişlerdir.

M.S. 3. Yüzyıl ortalarında Roma İmparatorluğu’ndan ortaya çıkan sosyal ve ekonomik çöküntüyle paralel olarak kent o günlere kadar koruduğu açık kent niteliğini yitirmiş; çevresi surlarla çevrilmiştir. Roma İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul’a taşınınca, Ankara’dan geçen ve başkenti doğuya bağlayan yolların önemi daha da artmıştır. M.S. 10. yüzyıla kadar Ankara diğer Bizans Kentleri gibi para ekonomisinin geliştiği, örgütlü bir ekonomik yapısı olan önemli bir merkez özelliği kazanmıştır. Bu dönemde, kent planının temel öğeleri; kent düşman saldırılarına karşı koruyan kalın surlar, pazar yeri işlevini gören agora ve kilisedir.

Ankara’nın Selçukluların eline geçmesi, Malazgirt Savaşı'ndan sonra 1073 yılına rastlar. 12 ve 13. yüzyıllarda Selçuklu sultanlarının da çabasıyla transit ticaret bir gelişme gösteren Ankara 1304’de görevli özerklik verilerek Osmanlı Devleti'ne bağlandı. I. Murat zamanında kesin olarak Osmanlı topraklarına bağlanan kentte, 1402 yılında Timur ve Osmanlı Yıldırım Beyazıt arasındaki Ankara Savaşı yapıldı. Savaşta kent ve çevresinin büyük ölçüde harap olmuş, Anadolu birliğini yeniden kuran II. Murat zamanında yeniden onarılmıştır.

I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti savaştan yenilgiyle ayrılınca; Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı'nı başlatan en büyük adımı Ankara'da atmış, ilk ulusal meclis burada açılmış, Kurtuluş Savaşı Ankara'dan yönetilmiştir. Savaş sonucunda Türk Milleti bağımsızlığını tekrar kazanmış, 13 Ekim 1923'te Ankara yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olmuştur
__________________
Dağlara İnsanlara Hayata Meydan Okuyan Asi Yüreğim Sakın Pusuya düşme !!




Ben Atatürk Kızıyım Beni Anlamayanı Bilim Bile Anlamaz Cünkü Ben Atatürk Kızıyım & Osmanlı Torunuyum
Ben Tarih Yazdırırım !!!
Gizem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 01 Mayıs 2010, 20:41   #6 (permalink)
Uzman
 
Üyelik Tarihi: 29 Nisan 2006
Mesajlar: 20.624
Standart Ankara resimleri





__________________
Dağlara İnsanlara Hayata Meydan Okuyan Asi Yüreğim Sakın Pusuya düşme !!




Ben Atatürk Kızıyım Beni Anlamayanı Bilim Bile Anlamaz Cünkü Ben Atatürk Kızıyım & Osmanlı Torunuyum
Ben Tarih Yazdırırım !!!
Gizem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 01 Mayıs 2010, 20:41   #7 (permalink)
Uzman
 
Üyelik Tarihi: 29 Nisan 2006
Mesajlar: 20.624
Standart


ANKARA
__________________
Dağlara İnsanlara Hayata Meydan Okuyan Asi Yüreğim Sakın Pusuya düşme !!




Ben Atatürk Kızıyım Beni Anlamayanı Bilim Bile Anlamaz Cünkü Ben Atatürk Kızıyım & Osmanlı Torunuyum
Ben Tarih Yazdırırım !!!
Gizem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 01 Mayıs 2010, 20:44   #8 (permalink)
Uzman
 
Üyelik Tarihi: 29 Nisan 2006
Mesajlar: 20.624
Standart Nevşehir Turizmi Hakkında

Nevşehir Turizmi Hakkında
Tarih Öncesi Çağlarda Nevşehir ve Çevresi

(M.Ö.6500-2000)
Nevşehir (Muşkara) ilinin en eski yerleşim yeri Gülşehir ilçesi Civelek Mağarası’nda görülür. Avanos’un Sarılar beldesi yakınlarındaki Zank Höyük’te DTCF Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Hüseyin Sever’in başkanlığında yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı’na (M.Ö.3000-2000) ve Assur Ticaret Kolonileri Çağı’na (M.Ö.2000-1750) ait eserler ele geçmiştir. Nevşehir civarında bulunan çok sayıdaki höyüklerde özellikle Eski Tunç Çağı’na ait kalıntılar tespit edilmiştir.
Prehistorik Dönem

Kapadokya Bölgesi’ndeki Prehistorik Dönem kültürleri en iyi şekilde Niğde-Köşk Höyük, Aksaray-Aşıklı Höyük, Nevşehir-Civelek Mağarası’nda görülür. Her üç yerleşim yerinde kazı çalışmaları devam etmektedir.
Civelek Mağarası

Nevşehir’in Gülşehir ilçesinin 4km. doğusunda yer alan Civelek köyü yakınlarındadır. Mağara, köyün ‘Gürlük Tepe’ olarak adlandırılan tepesinde yer alır. Kalkerli bir yapıya sahip olan mağaraya 14m. uzunluğunda aşağıya doğru uzanan bir galeri vasıtasıyla inilebilmektedir. Ana mekanı 22x11m. olan mağaranın tavan kısımlarında kalsit kristalden oluşan 5-15cm. arasında değişen uzunluktaki sarkıtlar yer almaktadır. Nevşehir Müzesi ve İtalyan Mağarabilimcileri ile birlikte yapılan çalışmalarda mağara tabanında, özellikle göçen kaya parçaları arasında ve galerilerde Kalkolitik Döneme (M.Ö.5000-3000) ait elde şekillendirilmiş tek kulplu fincanlar, çeşitli boylarda çömlekler, dokumacılıkta kullanılan ağırşaklar, taştan ve kemikten aletler ele geçmiştir. Ayrıca Mağara’nın çevresinde yapılan yüzey araştırmalarında da obsidiyenden ve sileksten yapılmış aletler bulunmuştur.Mağara koruma altına alındığından ziyarete kapalıdır.
Aşıklı Höyük

Aksaray’da Ihlara Vadi yerleşiminin bir uzantısı olan Aşıklı Höyük’te yapılan arkeolojik çalışmalar Kapadokya Bölgesi’nin kerpiçten yapılmış ilk mahallerini ortaya çıkarmıştır. Yerleşik yaşamın en güzel ve en karmaşık mimari örnekleri olan bu evlerin duvar ve tabanlarında sarı-pembe kil duvar sıvaları kullanılmıştır.

Ölülerini evlerinin tabanlarına hocker tarzında, yani dizleri karınlarına çekik olarak gömmüşlerdir. Aşıklı Höyük’te araştırma yapan Prof.U.Esin’e göre yerleşim yerindeki mahallelerin sıklığı yapıların çokluğu Akeramik Neolitik evre için sanıldığından daha yoğun bir nüfusun varlığını göstermektedir. Höyük’te ele geçen yüzbine yakın obsidiyenden yapılmış çeşitli aletlerin Anadolu’da benzerleri yoktur. Taştan çok iyi bir şekilde işlenmiş yassı baltalar, kemikten bızlar, keskiler, bakır, akik ve çeşitli taşlardan yapılmış süs eşyalarının yanı sıra az pişmiş kilden figürinler de ele geçmiştir. Aşıklı Höyük araştırmacıları, bu Höyük’te ele geçen bir iskelete dayanarak dünyada bilinen en eski beyin ameliyatının (trepanasyon) 20-25 yaşlarındaki bir kadına uygulandığını belirtmektedirler.
Köşk Höyük

Niğde ili yakınlarındaki Köşk Höyük’te yapılan kazılar sonucunda obsidiyen başta olmak üzere sileks, taş ve kemikten aletler ve silahlar ele geçmiştir. Bu yerleşim yerinde Neolitik ve Kalkolitik Döneme ait en önemli eserler ana tanrıça heykelcikleridir. Anadolu’da bu çağda bereketi ve doğurganlığı temsil eden Ana Tanrıça Kültü önemli ve yaygındır.
Nevşehir’de İlk Devletler ve İstilalar

Protohitit-Assur Ticaret Kolonileri Çağı

(M.Ö.3000-1750)
Anadolu Eski Tunç Çağı’nda madencilikte doruk noktasına erişmiştir. Özellikle çağın son evrelerinde en büyük gelişim Orta Anadolu’nun kuzeyinde gözlenmiştir. M.Ö.2000-1750 yılları arasında Kuzey Mezopotamya’da yaşayan Assurlu tacirler Anadolu’da ticari koloniler kurarak ilk ticaret örgütünü oluşturmuşlardır. Bu ticaretin merkezi Kayseri’deki Kültepe, Kaniş-Karum’dur (Karum: Ticaretin yapıldığı pazar yeri). Belgelerde adı geçen ve yeri saptanabilen karumlardan biri de Karum-Hattuş’tur (Boğazköy).

Zengin altın, gümüş ve bakır kaynaklarına sahip olan Anadolu, tunç alaşımı için gerekli olan kalay bakımından fakirdi. Tacirlerin beraberinde getirdikleri kalay, çeşitli kumaşlar ve kokular bu ticaretin ana malzemeleriydi. Hiçbir zaman politik üstünlüğe sahip olmayan tacirler yerli beylerin himayesi altındaydılar.

Assurlu tacirler sayesinde Anadolu’da ilk defa yazı görülür. ‘Kapadokya Tabletleri’ olarak adlandırılan Eski Assurca yazılmış çivi yazılı metinlerden, tacirlerin geliş yolları üzerindeki beylere %10 yol verdikleri, borçlu olan halktan %30 oranında faiz aldıkları, Anadolu krallarına sattıkları mal üzerinden %5 vergi verdikleri anlaşılmaktadır. Yine bu tabletlerde Assurlu tacirlerin Anadolulu kadınlarla evlendikleri ve nikah sözleşmelerinde Anadolulu kadınların haklarını koruyacak maddeler bulunduğu görülmektedir.

Assurlu tacirler yazıdan başka silindir mühürler, madencilik, tapınak ve tanrı fikirlerini de Anadolu’ya getirmişlerdir. Böylece Anadolu’nun yerli sanatı, Mezopotamya sanatının etkisi altında gelişerek kendine has yeni bir sanat anlayışını ortaya koymuştur. Bu sanat daha da gelişerek Hitit sanatının temelini oluşturmuştur.
Hititler Dönemi

(M.Ö.1750-1200)
M.Ö.II.binin başlarında Avrupa’dan Kafkaslar üzerinden gelerek Kapadokya Bölgesi’ne yerleşen Hititler, daha sonra yerli halkla kaynaşarak imparatorluk kurmuşlardır. Dilleri Hind-Avrupa dil grubundandır. Başkentleri Hattuşaş (Boğazköy) olan Hititlerin önemli şehirleri Alacahöyük ve Alişar’dır. Kapadokya Bölgesi’nde bulunan bütün höyüklerde Hititlere ait kalıntılara rastlamak mümkündür. Bunun yanı sıra Hitit İmparatorluk Dönemi’nde özellikle Kapadokya Bölgesi’nde stratejik açıdan önemli geçitlere ve su kenarlarındaki yüksek kayalara rölyef olarak işlenmiş anıtlar bulunmaktadır. Bu kaya anıtları sayesinde Hitit krallarının güneydeki ülkelere ulaşmak için geçtiği yolları saptamak olasıdır. Kayseri sınırları içindeik Erciyes Dağı’nın güneyinde yeralan Fraktin, Taşçı ve İmamkulu kaya anıtları tanrıların kutsanması, Büyük Kral’ın (Hattuşili III) ve Kraliçe’nin (Puduhepa) tanrılara minnettarlığını göstermesinin yanı sıra imparatorluğun gücünün sınırlarını gösteren birer propaganda anıtlarıdır.
Geç Hitit Dönemi

(M.Ö.1200-700)
Friglerin Orta Anadolu’nun önemli kentlerinin hemen hepsini yıkarak Hitit İmparatorluğu’nu ortadan kaldırılmasından sonra Orta ve Güneydoğu Anadolu’da Geç Hitit Krallıkları ortaya çıkmıştır. Kapadokya Bölgesi’ndeki geç Hitit Krallığı ise Kayseri, Niğde ve Nevşehir’i içine alan Tabal Krallığı’dır. Bu döneme ait Gülşehir-Sivasa (Gökçetoprak), Acıgöl-Topada, Hacıbektaş-Karaburna Köyü’nde Hitit Hiyeroglifi yazılmış kaya anıtları bulunmaktadır.
Pers Dönemi ve Kapadokya Krallığı

(M.Ö.585-332)
Kimmerler’in Frig egemenliğine son vermesi sonucu Anadolu’da Medler (M.Ö.585), daha sonra da Persler (M.Ö.547) görülür. Persler bölgeyi ‘Satrap’ adını verdikleri valilerce yönettiler. Eski Pers dilinde “Katpatuka” olarak adlandırılan Kapadokya bölgesi, ‘Cins Atlar Ülkesi’ anlamına gelmekteydi. Persler, Zerdüşt dinine bağlı olduklarından ve ateşi kutsal saydıklarında bölgedeki volkanları, özellikle Erciyes ve Hasandağı’nı, kutsal saymışlardır.

Persler, Kapadokya’dan geçerek başkentlerini Ege’ye bağlayan, ‘Kral Yolu’nu geliştirmişlerdir. Makedonya Kralı İskender M.Ö.334 ve 332’de Pers ordularını arka arkaya bozguna uğratarak bu büyük İmparatorluğu yıkmıştır.

Pers İmparatorluğu’nu yıkan İskender Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaştı. İskender, komutanlarından Sabiktas’ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirince, halk buna karşı çıktı ve eski Pers soylularından Ariarathes’i kral ilan etti. Çalışkan bir yönetici olan I.Ariarathes (M.Ö.332-322) Kapadokya Krallığı’nın sınırlarını genişletti.

İskender’in ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, Roma’nın bir eyaleti olduğu M.S.17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılarla, Pontuslularla, Galatlarla, Romalılarla mücadele etmiştir.
Roma Dönemi

(M.S.17-395)
M.S.17’de Tiberius Kapadokya’yı Roma’ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son verdi. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege’ye ulaşmışı sağladılar. Bu yol hem askeri hem de ticari açıdan önemliydi.

Roma egemenliği sırasında, yöreye gerek saldırı gerekse göç biçiminde doğrudan gelenler oldu. Romalılar bu yeni gelenlere karşı ‘Lejyon’ adını verdikleri askeri birlikleriyle karşı koydu.

İmparator Septimus Severus Dönemi’nde ekonomik bakımdan oldukça cnalanan Kapadokya’nın merkezi Kayseri daha sonraki yıllarda İran’dan gelen Sasaniler’in saldırılarına uğradı. Gordianus III bu saldırılara karşı şehrin etrafını surlarla çevirtti.

Bu sırada Anadolu’da yayılmaya başlayan ilk hıristiyanların bir kısmıbüyük şehirlerden köylere göç etmeğe başladılar. Kayseri’nin önemli bir din merkezi haline geldiği 4.yüzyılda, kayalık Göreme ve çevresini keşfeden hıristiyanlar, Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil’in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastır hayatını başlattılar.
Bizans Dönemi

(397-1071)
Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğu’nun etkisi altında kaldı. 7.yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya’da Sasanilerle Bizanslılar arasında yoğun savaşlar oldu. Sasaniler bölgeyi 6-7 yıl kadar ellerinde tuttular. 651’de Halife Osman Sasanileri yıkınca bölge bu kez Arap-Emevi güçlerinin akınlarına uğradı.

Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III.Leon’un müslümanlıktan etkilenerek ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı hıristiyan ikon yanlısı keşişler Kapadokya’ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürdür (726-843). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi ikonoklasm etkisinde kaldıysa da ikondan yana olanlar burada rahatlıkla gizlenip ibadetlerini sürdürdüler.
Selçuklu Dönemi

(1071-1299)
Sultan Melikşah' ın 1092' de ölümü üzerine Büyük Selçuklu Devletinde taht kavgaları başladı. Bu sıralarda Ortaçağın en önemli olayı sayılan Haçlı Seferleri batıdan Türk-İslam Toprakları üzerine başlamış bulunuyordu. Melikşah'ın oğullarından Sencer 1111 yılında kendisini Sultan ilan ederek tahta oturdu ve 1157' ye kadar, saltanatı devam etti. Büyük Selçuklular 1141 yılında Katvan Savaşı'nda Karahitaylara yenilince Harzem ve Horasan bölgesi elden çıkmış, devlet güç kaybetmişti.1157 yılında Sultan Sencer'in ölümü ile Büyük Selçuklu Devleti dağıldı. Şehzadeler bulundukları bölgelerde bağımsızlıklarını ilan ettiler.Böylece Irak' ta, Suriye' de, Kirman' da ve Anadolu' da yeni Selçuklu Devletleri ortaya çıktı. İlk üçünün varlığı 12. yüzyıl içinde sona ererken Türkiye Selçuklu Devleti 14. yüzyıl başlarına kadar varlığını sürdürdü.

1071- Malazgirt Zaferinden sonra Bizans'ın elinde bulunan Anadolu’nun Fethi hareketi içinde başta Kutalmışoğlu Süleyman Şah olmak üzere Artuk, Tutak, Danişmend, Mengücek, Ebulkasım, Ebulgazi, ( Hasan Bey ) v.b. Türkmen Beyleri yer almışlardı. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın ölümünden sonraki iktidar kavgası sırasında Doğu Anadolu'da Saltuklu, Danişmend, Mengücek ve Artuklu Türkmen Beylikleri oluşmuşken, 1075 tarihinde, Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından İznik merkez olmak üzere Nevşehir'in de içinde bulunduğu Orta Anadolu, Güney Marmara, İç Ege ve Doğu Akdeniz Bölgeleri’nin geniş bölümlerinde de Türkiye Selçukluları Devleti kurulmuştur. Aslında 1067'de Kayseri'yi fetheden Türkmen Beyleri’nden Afşin Bey Kızılırmak'ın orta çığırı boyunca fetihlerine devam ederek Nevşehir ve çevresini de Selçuklu toprakları içerisine katmıştı.

Süleyman Şah 1081 yılında Bizansla yaptığı antlaşma ile Anadolu’da egemenliğini fiilen olduğu gibi hukuken de kabul ettirmiş, sultanlığını ilan ederek kudretli bir devlete sahip olduğunu ortaya koyup Büyük Selçuklu Devleti ile olan sembolik bağlılığını sona erdirmiştir. Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluşu Süleyman Şah Antakya' ya düzenlediği ilk sefer sırasında Ebul Gazi' yi ( Hasan Bey ki Hasandağı bu zatın ismi ile anılır.) Kapadokya' ya vali tayin eder.

Nevşehir Türkiye Selçukluları Dönemi’nde doğu- batı istikametinde birer menzillik mesafede yapılmış Çay Hanı- Horozlu Han- Zazadın Hanı- Sultan Hanı- Ağzı Karahan-Tepesidelik Han- Alay Hanı ve Sarıhan gibi kervansaraylarla ve bunlar arasındaki güzergahı izleyen ticaret yolu üzerinde küçük bir yerleşim yeri idi. Bu yol batıda Ege kıyıları, Doğuda Orta Asya Türk Dünyası ve Çin'e, Mezopotamyaya yönelen çok işlek, canlı bir ticari hayata sahip, kültür köprüsü görevi de gören önemli bir yoldur. Özellikle I. Alaaddin Keykubat Döneminde ( 1217 -1230) bu yol üzerinde kervansaraylarla çok zengin yükler taşınarak doğu- batı, kuzey- güney istikametinde iç ve dış ticaret canlılık kazanmış, Türkiye Selçukluları en parlak dönemlerini yaşamıştır. Bu dönem ve sonrasında yapılan şifahaneler, aşevleri, yollar, köprüler, kaleler ve külliyelerle Anadolu bayındır hale gelmiştir.

Türkiye Selçuklu Sultanı II. Keykavus ile IV. Rüknettin Kılıçarslan'ın birlikte saltanat sürdükleri dönemde anlaşmazlığa düşünce IV. Rüknettin Kılıçarslan Ürgüp' e sığınmıştır. Türkiye Selçuklu Devleti 1243 Kösedağ Savaşında mağlup olduktan sonra fiili idare Moğollara geçmiş ve Sultanın yanında Moğol valileri tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Son Selçuklu Sultanlarından III. Alaaddin Keykubat da Moğol Hükümdarı Gazan Han' la anlaşmazlığa düştüğünde Ürgüp yakınlarında sığındığı mağarada sıkı bir takiple yakalanmıştı. II. Mesut son Türkiye Selçuklu Sultanı olarak Kayseri' de 1308’de ölünce Moğollar sembolik de olsa Selçuklu tahtına kimseyi oturtmadılar. Anadolu’yu merkezden gönderdikleri valilerle yönetmeyi sürdürdüler. Bu idari yetersizlik sonucunda Anadolu’nun çeşitli yerlerinde beylikler ortaya çıktı. Osmanlılar, Karamanlılar, Menteşeoğulları, Germiyanoğulları gibi. Türkiye tarihinde Anadolu Türk Beylikleri Dönemi başladı.
Beylikler Dönemi

Anadolu Selçuklu Devleti parçalanınca Moğalların Anadolu Valisi Timurtaş’ın daha sonra da Eratna Bey’in egemenliğini taşıyan Nevşehir, 1381’de Kadı Burhanettin tarafından ele geçirildiseyse de 1397’de yöreye Karamanoğulları egemen oldular. Bir Oğuz boyu olan Karamanlı Aşireti 13. yüzyılda Anadolu’ya gelmişti. Türkiye Selçuklu Hükümdarı I. Alaaddin Keykubat onları İçel Bölgesi’ne yerleştirmişti. Kerimüddin Karaman Bey başkenti Ermenek olan Karamanlı Beyliğini kurdu. Kerimüddin Karaman Bey'in yerine geçen Mehmet Bey 1277' de Türkçe'yi resmi dil ilan ederek Türk kültürüne büyük hizmet etmiş oldu. Karamanoğulları Türkiye Selçuklu Devleti başkenti Konya'yı zaptederek merkezlerini burayı taşıyıp, Türkmenler arasında büyük saygınlık kazandılar. Karamanoğulları Nevşehir'in de içinde bulunduğu Orta Kızılırmak Konya Bölümü ve Anamur- Mersin kıyılarına kadar Doğu Akdeniz’de egemenlik alanlarını genişlettiler. 1397'de Yıldırım Bayezit Karaman ilini topraklarına katınca Nevşehir (Muşkara) Osmanlı Beyliğine dahil oldu. Yıldırım Bayezıt'ın Konya’yı fethinden sonraki gelişmeleri anlatan Aşık Paşazade Tarihi’nde: '' Etrafın şehirlerine haber vardı kim bu gelen padişah gayet adildir. Ve ol şehirlerden dahi adam geldi kim hana gelip şehri tımar edin!... Aksara’yı, Niğde’yi ve Kayseri’yi verdiler. Develi, Karahisarı ve Uçhisarı cümlesini nevalisi ile teslim ettiler.'' der. Ancak bu dönem kısa sürdü. Yıldırım Bayezıt 1402 Ankara Savaşında Timur'a yenilince Karamanlı Beyliği yeniden kuruldu. Bir ara Nevşehir Kadı Burhaneddin Beyliği egemenlik alanına dahil olmuştur.

Osmanlıları en çok uğraştıran bu beyliğe II. Bayezit 1487' de son verince Karaman Beyliği’ne ait topraklarla beraber Muşkara' da Osmanlı Devleti sınırları içine dahil oldu.
__________________
Dağlara İnsanlara Hayata Meydan Okuyan Asi Yüreğim Sakın Pusuya düşme !!




Ben Atatürk Kızıyım Beni Anlamayanı Bilim Bile Anlamaz Cünkü Ben Atatürk Kızıyım & Osmanlı Torunuyum
Ben Tarih Yazdırırım !!!
Gizem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 01 Mayıs 2010, 20:44   #9 (permalink)
Uzman
 
Üyelik Tarihi: 29 Nisan 2006
Mesajlar: 20.624
Standart

Camiler


Alaaddin Camii

Avanos’ta 13.yüzyıl Selçuklu dönemi’ne tarihlenen Saruhan Kervansarayı ve Alaaddin Camii bulunmaktadır.

Ürgüp - Taşkınpaşa Camii

Nevşehir, Ürgüp ilçesinin, Damsa köyü merkezinde yer alan Taşkınpaşa Camii, Karamanlılar Dönemi’ne aittir. Bugün beyaz badana ile boyanması nedeniyle çirkinleştirilmiş portali geometrik bezeli bordürlerle süslüdür. Kesme taştan inşa edilmiş Cami, kıble yönünde 3 nefli, onbir tonozla örtülüdür. Kemerler mermer başlıklı payaler üzerine oturur. Camii’nin üzeri ise düz toprak damdır.

Halen Ankara Etnografya Müzesi’nde sergilenen cevizden kakma tekniğinde yapılmış mihrabı bugüne kadar kalan tek ahşap örnek olması nedeniyle önemlidir. Mihrabın etrafındaki iki sıra bordür arabeks süsleme ve ayetlerle süslenmiştir.


Niğde - Sungur Bey Camii

İlhanlı Sultanı Ebusaid’in hükümdarlığı zamanında Seyfeddin Sungur Ağa tarafından 1335 yılında yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılmış, dikdörtgen planlı Sungur Bey Camii, doğu ve güney portalleri ile mihrabının taş süslemeleri Selçuklu Devri özelliklerini arz eder. Süslemelerde kıvrık dallar arasında arslan, griffon başları, yırtıcı kuşlar, at ceylan tasvirleri dikkat çekmektedir. Ayrıca güney portalinde, kapı kemerinin üzerinde çift başlı kartal tasviri ve her iki portalde yer alan gotik tarzındaki süslemeler ilginçtir.

Camii, orijinalde üçer basık kemerle destekli ve üç nefliydi. Daha geniş olan orta nef üç kubbe, yan nefler ise üçer çapraz tonozla örtülüydü. Camii, 18.yüzyılda yandığından dolayı üst örtü ağaç direklerle desteklenmiş orijinal durumunu kaybetmiştir.

Halen Niğde Dışarı Camii’nde bulunan sedef kakmalı ahşap minberinin kitabesinde, camiinin Büyük Sultan Ebusaid zamanında, Seyfeddin Sungur Bey’in emriyle, usta Hoca Ebubekir tarafından yapıldığı yazılıdır. Sungur Bey Camii’nin çift minareli portalinin olması gotik ve islam sanatının birlikte görülmesi nedeniyle ayrı bir özelliğe sahiptir.


Niğde - Alaaddin Camii

Klasik Selçuklu mimarisinin erken örneklerinden biri olan Niğde Alaaddin Camii, Alaaddin Keykubat zamanında, Abdullah Bin Beşare tarafından 1223 yılında yaptırılmıştır. Mimarı, Sıddık Bin Mahmut ile kardeşi Gazi’dir.

Doğu cephesinde bulunan ve duvar yüksekliğini aşan portali, bezemelerin en yoğun olduğu yerdir. Pek az boşluk kalacak kadar geometrik (yarım daire, yarım yıldız, sekiz kollu yıldız vs.) motiflerle işlenmiştir. Portal nişi 7 sıra mukarnaslıdır. Niş üzerindeki 3 satırlık kitabe camiinin kim tarafından ve ne zaman yapıldığı hakkında bilgiler içermektedir. Kitabenin iki yanında bulunan iki kabartma araştırmacılar tarafından kadın başı ya da arslan başı olarak yorumlanmaktadır. Basık kemerli giriş kapısının kemer taşlarının uçları testere dişi biçimindedir. Kuzeydoğu köşesindeki minarenin yanında, daha küçük ikinci bir portal daha bulunmaktadır.

Camii kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Yapı iki sıradan dörder ayakla üç nefe ayrılır. Diğerlerine nazaran daha geniş olan orta nefin tavanı dört mukarnas sırası ile örülmüş ve burada aydınlık feneri bulunur.

Mihrap önü tavanı yan yana üç kubbe ile örtülüdür. Batıdaki kubbe sekiz bölümlü mukanaslı tromplara sahiptir. Doğudaki kubbe ise iki pandandif ve iki tromp üzerine oturur. Mihrap nişi beş köşeli ve mukarnaslıdır. Yan bordürlerde geometrik motifler yoğunluktadır.

Alaaddin Camii, taş işçiliği, orijinal minaresi, iç mekandaki kubbe sayısının artışı ve aydınlık feneriyle Anadolu Selçuklu camilerinin en iyi örneklerindendir.


Kiliseler
__________________
Dağlara İnsanlara Hayata Meydan Okuyan Asi Yüreğim Sakın Pusuya düşme !!




Ben Atatürk Kızıyım Beni Anlamayanı Bilim Bile Anlamaz Cünkü Ben Atatürk Kızıyım & Osmanlı Torunuyum
Ben Tarih Yazdırırım !!!
Gizem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Alt 01 Mayıs 2010, 20:45   #10 (permalink)
Uzman
 
Üyelik Tarihi: 29 Nisan 2006
Mesajlar: 20.624
Standart

Kiliseler

Durmuş Kadir Kilisesi
Yusuf Koç Kilisesi
El Nazar Kilisesi
Saklı Kilise
Meryem Ana Kilisesi
Kılıçlar Kilisesi
Göreme Açık Hava Müzesi
Göreme Kilise Mimarisi
Tokalı Kilise
Rahibeler ve Rahipler Manastırı
Aziz Basil Şapeli
Elmalı Kilise
Azize Barbara Şapeli
Yılanlı (Aziz Onuphrius) Kilise
Kiler/Mutfak/Yemekhane
Karanlık Kilise
Azize Catherine Şapeli
Çarıklı Kilise
Çavuşin Kilisesi
Balıklı ve Üzümlü Kilise
Paşabağları ve Aziz Simeon Hücresi
Aziz Theodore (Tağar) Kilisesi
Pancarlık Kilisesi
Üzümlü Kilise
Aziz Basil Şapeli
Tatlarin Kilisesi
Aziz Jean (Karşı) Kilisesi
Aziz George (Kırkdamaltı) Kilisesi
Ağaçaltı Kilisesi
Kokar Kilise
Yılanlı Kilise
Soğanlı Vadisi
Karabaş Kilisesi
Kubbeli Kilise
Azize Barbara (Tahtalı) Kilisesi


Kaleler


NEVŞEHİR KALESİ

Selçuklular dönemine tarihlenen Nevşehir Kalesi Nevşehir’in kurucusu Damat İbrahimpaşa tarafından onarılmış ve l979 yılında da yeniden restore edilerek tahrip olmaktan kurtarılmıştır.

UÇHİSAR KALESİ

Yerden yüksekliği 179 metreye kadar ulaşan Uçhisar Kalesi, Kapadokya bölgesinin en önemli seyir noktalarından birisidir. Bizanslılar tarafından Şato olarak kullanıldığı ifade edilen tarihi kale ilk çağın doğal gökdelenleri olarak da belirtilmektedir. Uç hisar kalesinin zirvesi aynı zamanda bölgenin panaromik seyir noktasıdır. kale içerisinde bulunan çok sayıdaki odalar birbirlerine merdivenler, tüneller ve koridorlarla bağlanmıştır.

Peri Bacaları - Kapadokya


Kapadokya'nın Konumu

Roma İmparatoru Augustus zamanında Antik Dönem yazarlarından Strabon 17 kitaplık ‘Geographika’ adlı kitabında (Anadolu XII, XIII, XIV) Kapadokya Bölgesi’nin sınırlarını güneyde Toros Dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak belirtir. Bugünkü Kapadokya Bölgesi Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya Bölgesi ise Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden ibarettir.

VOLKANLARIN PATLAMASI VE JEOLOJİK OLUŞUM


Kaya Yapısı

Kapadokya Bölgesi’ndeki Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ jeolojik devirlerde aktif birer volkandı. Bu volkanla birlikte diğer çok sayıdaki volkanların püskürmeleri Üst Miyosen’de (10 milyon yıl önce) başlayıp, Holosen’e (Günümüz) kadar sürmüştür. Neojen gölleri altındaki yanardağlardan çıkan lavlar, platoda, göller ve akarsular üzerinde 100-150 m. kalınlığında farklı sertlikte tüf tabakasını oluşturmuştur. Bu tabakanın bünyesinde tüften başka tüffit, ignimbirit tüf, lahar, volkan külü, kil, kumtaşı, marn aglomera ve bazalt gibi jeolojik kayaçlar bulunmaktadır.

Ana volkanlardan püsküren maddelerle şekillenen plato, şiddeti daha az küçük volkanların püskürmeleriyle sürekli değişime uğramıştır. Üst Pliosen’en başlayarak başta Kızılırmak olmak üzere akarsu ve göllerin bu tüf tabakasını aşındırmaları nedeniyle bölge bugünkü halini almıştır.


Peribacalarının Oluşumu :

Vadi yamaçlarından inen sel sularının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla ‘Peribacası’ adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üst kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır. Daha çok Ürgüp civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır.

Kapadokya Bölgesi’nde erozyunun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır.

Peribacaları en yoğun şekilde Ürgüp-Uçhisar-Avanos üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp-Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır.

Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi, lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin-Güllüdere, göreme-Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.


Hacı Bektaş-ı Veli


Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi


Genel Bilgi

Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yapılan restorasyondan sonra 16 Ağustos 1964 tarihinde müze olarak, ziyaretçilerin hizmetine açılmıştır. Mimari manzumenin tamamlanma tarihi 13. ve 19. yüzyıllar arasındadır.

Mimari yapı “Birinci Avlu (Nadar Avlusu), İkinci Avlu (Dergah Avlusu) ve Üçüncü Avlu (Hazret Avlusu) olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır.

Mimarlık tarihi yönünden, M.XIII. ile XIX. yüzyıllar arasında tamamlanmış olan Hacı Bektaş-ı Veli Tekkesi, tarihsel süreç içinde epey restorasyon (onarım) görmüştür. Mimari terminoloji bakımından, külliyeden daha ziyade bir manzume niteliği taşımaktadır. Tekke, 30 Kasım 1925 tarihinde TBMM’nin 677 sayılı kanununla diğer tekke ve zaviyeler ile birlikte kapatılmış, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1958-1964 yılları arasında onarımı yapılmış ve 16 Ağustos 1964 tarihinde Etnografya Müzesi biçiminde düzenlenerek halkımızın ziyaretine açılmıştır. Müze, plan bakımından üç ana bölümde incelenir. Avlulara, sırasına göre kademeli bir anlayışla tatlı bir meyil verilerek mimari açıdan bir bütünlük sağlanmıştır.


Birinci Avlu
__________________
Dağlara İnsanlara Hayata Meydan Okuyan Asi Yüreğim Sakın Pusuya düşme !!




Ben Atatürk Kızıyım Beni Anlamayanı Bilim Bile Anlamaz Cünkü Ben Atatürk Kızıyım & Osmanlı Torunuyum
Ben Tarih Yazdırırım !!!
Gizem isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
zurna, chat, sohbet, hemen, bağlan,
Zurnachat Tıkla Sohbet-Chat 'e Başla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:14.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

zurna | chat | sohbet | chat programı | site ekle | arkadas | Link | sohbet programı | chat odaları | toplist | irc | chat siteleri | chat odaları | chat sayfaları
zurna, chat, sohbet
zurna-chat-sohbet-program-indir-yukle-download


sohbet

Eğlence Sohbet Arkadaşlık

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88